Samimiyet Dedikleri

Daha önce de samimiyet üzerine yazmıştım.
Bir süredir aklımdaydı, biraz da profesyonel dünyada bu konuyu ele almak istedim.
Yakın arkadaşlarım biliyorlar, samimiyet konusunda biraz sıkıntılıyım. Bu kavram oturmadı bende pek.
Çünkü kendimi aslında samimiyetsiz görürüm, oysa muhataplarım ise samimiyetim için teşekkür ederler.
Ancak birkaç kez de tam tersi oldu; kendimi samimi gördüğüm bir vakitte, iş ortağım tarafından samimiyetsiz bulundum.

Bunlara değinirim ama madem profesyonellikten bahsediyoruz, bir kaç gerekli şeyden bahsedeyim. Beden dili eğitmenlerinin %99’una göre karizmatik bir ifademiz olmalı, omuzlar yukarıda, göğüs geniş, sopa yutmuş gibi dik bir duruş, ultra baskın ses tonları…
TED konuşmalarına baktığımda ise bunlar değildi gördüklerim; kolları kıvrılmış gömlekler, rahat duruşlar, eğik başlar, kısılan ve gürleyen sesler, siz-ben ayrımı yerine BİZ bakışı…
Dr Oz Show olarak ABD’de güzel bir program sunan Dr Mehmet Öz’de de benzer bir şeyler vardı; omuzları dik değil, karizması tartışılır, ama samimi. (Aynı programın Türk versiyonu Dr Ender Saraç’ta da benzer bir beden dili var)
Geçen aydı sanırım, Kanal E2’de Conan O’brein’ı izliyordum. Konuğu daracık ve bol desenli bir gömlekle gelmişti. Conan da dalga geçti habire, ama konuğu (adını hatırlamıyorum şu an) Conan’dan çok gülüyordu bu sözlere.
Şaşırdım, ben olsaydım, sevimli bir kıyafetle geldiğimi düşünürken, hatalı bir tercih yaptığımı fark etseydim ve birileri hele ki ekranın önünde benimle dalga geçseydi, sanırım utanır, kızarır, bozarır ve dahası, bunu çaktırmamaya veya mantıklı açıklamalar bulmaya çalışırdım.
Oysa o kadar samimiydi ki…
Kısa vadeli ömrüme çok fazla deneyim sıkıştırmaktan mıdır, pek duygularda kalamıyorum.
Geçtiğimiz yaz aylarında özellikle oturduğum sokakta art arda vefatlar oldu, feryatlar figan…
Üzülemedim, sonra düşündüm, yakınlarım ölse nolurdu? Aklımdan geçen simülasyon da üzmedi beni, ki ölenler oldu, üzülmedim… Duygular, düşünceler ve bunların yeşerdiği zihin üzerine bu kadar çok çalışmaktan olabilirmiş 🙂
Benzer şeyi bazen seanslarımda da yaşıyorum, danışanımın anlattıklarını yakalayamadığım anlar olabiliyor. Bazen onu rahatsız edebilecek bir objektiflik içinde oluyorum, ama o sırada anlamadığım şey; samimiyetim için teşekkür edilmesi. Başlarda dalga geçildiğini sanıyordum, ancak hayır, gerçekten samimi bulunuyorum. O an samimi duygular beslemediğimi söylediğim kişiler dahi samimi bulduklarını, içten olduğumu söylüyorlar.
Arkadan iş çeviren birisi değilim, hayırdan başka şey pek düşünmem, ama bu kadar samimi, içten olduğumu sanmıyorum.
Neyse. Olayın bir de başka bir tarafı var. Bir eğitim slaytımda çok da hoş olmayan bir görüntü vardı. Ben koymuştum, iğneleme yapmak içindi. Oysa o sunumu belki 15 kez verdim, kimseden tepki duymamıştım.
Ama bir gün, o slayta bir tepki aldım. İşte bu dediğim an, katılımcıya tepkisi ve dikkati için teşekkür ettim. O eğitimimi gözleyen arkadaşım ise, çok profesyonel olduğumu, ama samimi olmadığımı söylediğinde şaşırmıştım.
Geçen gün E-Tohum Girişimcilik Kampı’nı izledim internette. Konuşmacılardan birisi için İhsan Elgin geri bildirimde bulundu: “… zaten başarılı girişimci samimi insandır, sizin de samimiyetinize az önce tanık olduk.” Ne kadar etkili bir olay şu samimiyet.
Günlerce düşündüm, meditasyon yaparken de aklıma geldi, cevabı basitmiş: kendin ol ve kasma, rahat ol 🙂
Geçen ay katıldığım Buluştrend’de, Faili Meçhul Kıyak’ın yaratıcısı Tunç Kılıç’ın tarzı aklıma geldi. Genel katılıma açık bir etkinlikte, sohbetinde küfürler vardı, ama kimse gocunmuyordu, o kadar samimi bir şekilde anlatıyordu ki zaten, kahkahalara boğulmuştuk.

Kendimi samimi hissetmedim pek, çünkü karşılaştığım duygular bende çok yer tutmuyordu. Ancak az önce sözlüklerde kelimeyi aratınca, içten pazarlıklı olmamak, çıkar peşinde olmadan muhabbet etmek vs gibi şeyler görünce fark ettim ki, evet, ben de samimiymişim 🙂
Şimdilerde buna çalışıyor, daha samimi hissetmek için koçluk yapıyorum kendime, paylaşayım dedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir