Her Proje Lay Lay Lom mu ki, bu olsun?

Cedaylarım ve Genç Başarı Eğitim Vakfı’nın diğer yarışmacı projelerinden bahsettim, biraz da madolyonun öteki yüzüne değineyim mi?
Çünkü herşey güllük gülistanlık mıydı? Hayır.
Oradaki her ekip ayrı ayrı emek vermişler, hepsi ayrı ayrı deneyim edinmişlerdi. Öyle ki ben bile onlarla geçirdiğim süreçten bir çok deneyim edindim.
Ancak vakıf yönetimi, kurallar gereği bazı alanlarda birincilikler seçmek ve bu birinciler üzerinden de yurtdışı etkinliklerde temsilci okul belirlemek zorundaydı.
Burada jüri sıkıntısı çıktı. Ben detaylı gözleyip blogumda raporlamak istediğim için birçok soru sordum arkadaşlara. İş insanı imajım ve sorgularım sebebiyle birçok kişi beni şehir efsanesine dönüşen jüri üyesi sanmış. Şehir efsanesi diyorum, çünkü 3 jüriden biri işini layıkıyla yapmak istediğinden olsa gerek, geç başlamış ve pek yavaş gözlemler yapmıştı. Öyle ki 5’te ödüllerin bile bitmiş olması gerekirken 7:30da apar topar sonlandırıldı çalışma.
Bekleyen öğrenciler, yorgunluk, beklentiler ve üzerine çocuklarla değil kendileriyle ilgilenen bir çok öğretmen arkadaş, gerginlikler çıkmasına sebep oldu. Öğrenciler zaten gerginleştikçe gerginleşti, yorgunluktan rahatsızlananlar oldu.
Bir öğrenci arkadaşla konuşurken biz, sonucu çok merak ettiğini söylemişti. Ben de birinci olman çok mu önemli diye sorduğumda, o sırada yanımızdan geçen bir hanım öğretmen “bizim için önemli” dedi. Ben de çocuğa döndüm, “bu fuarda birinci çıkmasan da süper bir projen var, dereceden ziyade deneyim ve başarılarına odaklan” dedim. Orada öyle güzel projeler vardı ki, size sadece özet geçtim bir önceki yazımda. Onca emek, 3 kişinin puanlamasıyla neticelenmemeliydi.

Bir ara vakıf yöneticisiyle bir öğrenci arasında bir tatsızlık oldu sanırım, öğrencinin sesi yükselmişti, gidiyordu bir yerlere. Sonra nasıl olduysa yanımda beliriverdi çocuk, konuştuk biraz. Ben onu sakinleştirirken (hakkının yendiğini düşünüyordu ve sinirleri çok gerilmişti) öğretmeni yanına geldi ve çocuğu sinirli haliyle daha da sinirlendirerek götürmeye yeltendi. Durdurdum, benimle tahrikkar konuşmaya çalıştı. Vakıfa kızmış hocamız, bir daha katılmazmış, falanmış filanmış. Birinci olmamak hoş olmasa bile öğrencileri sakinleştirmesi gerektiğini hatırlattım, verdiği cevap ise “beni kim sakinleştirecek” oldu.
Orada ergen çağda öğrenciler, bir fuar sonrası yapılan değerlendirmede dereceye girmeyi beklemiş ve olmamış, hele ki bazıları haksızlığa uğradığını sanıyor, öğretmenimiz kendi sakinliğinin peşinde. Mesleğinin öğretmenlik olduğunu hatırlattım ve çocuğu ben sakinleştirdim.

Vakfın ilk fuar organizasyonuydu, hatalar çıkacağını tahmin ediyordum, ama düşündüğümüzden çok daha fazla aksilik yaşandı. İnanıyorum ki önümüzdeki sezon çok daha temkinli bir çalışma yapılacaktır, bu aksiliklerden çıkan derslerle. Zaten öğrendiğim kadarıyla vakıf yönetimi, hoşnutsuz okullarla birebir iletişime geçmeye başlamış bile.

İş verenlere önerim, bu projede rol alan çocukları işe davet etmeleri.
Çünkü basit bir mantık; çok okuyan mı bilir çok gezen (yapan, eden, eyleme geçen) mi bilir?

Sanırım her projede hatalar da vardı, çünkü her ekibe deneyimlerini sordum. Ekip olmayı, destek bulamadıklarında bile adım atabilme becerisini, pazarlık yapmayı öğrendiklerini duydum. Stres yönetimi becerileri oldu, sorumluluk almayı, aynı hedefte yürüyebilmeyi, iş paylaşmayı, iş paylaşmamanın yarattığı sorunları gördüler.
Bizim ekipte bizzat gördüğüm bir sıkıntı, klasik Türk iş yapış mantığıydı. Her toplantı sonrası, salondan çıkmadan soruyordum, raporlarınızı tutuyorsunuz değil mi diye. Hep onaylıyorlardı. Meğer toplantıyla ilgili bir not tutuluyormuş, oysa her departmanın ayrı bir rapor tutması gerekiyordu ve bunu öğrencilerimiz, ilgili dökümanların hepsini incelemedikleri için bilmiyorlarmış. Hem danışman öğretmenleri sevgili Esra Hoca hem de ben, çocukların onayından ötürü açıp da gösterin demedik, bu da bizim hatamız oldu. Son gün sıkışıklığıyla güç bela aştık.

Ben ne öğrendim bu projede? Girişimcilikle ilgili benim henüz yapmadığım ya da yapmam herhalde dediğim şeylerin de yapılabildiğini gördüm. Moralim bozukken bile başkalarına moral verebilmeyi, defalarca ve defalarca bunu yapmayı gördüm. Canım sıkkınken, hadi bir adım daha atalım diyebilmeyi gördüm.
TV’lerde canlı yayın konuğu olmanın, lise girişimciliğinde ne gibi işlere yaradığını gördüm (belki bir gün açarım bu konuyu).
Bir öğretmen ile 19 öğrenci ile ne güzel şeyler yapılabileceğini gördüm. Bu kadar büyük bir ekibe koçluk yapmanın pek de kolay olmadığını gördüm. Girişimci koçluğu hizmetimde bazı şeyleri revize etmeye karar verdim.
Ha belirteyim, proje gereği çocukların deneyim edinmesi gerektiği için, hata yapacakları vakit durdurmamamız istendi. Dolayısıyla hataları görüp de susmanın zorluğunu da yaşadım.

Benim ekipteki çocuklar çok şanslıydı, çok sıkıntılı bir proje sürecinden geçtiler (bu sayede yoğun deneyim edindiler) ve yanlarında beni geçelim, Esra Can Değirmencioğlu isminde melek kalpli, kalkınma vizyonlu, sıcak kanlı bir öğretmenleri vardı.
Ben bu çocukların menajeri olayım en iyisi 🙂
Bu arada CEDAYlarımın projeleri reel hayata da geçecek, sadece bir proje olarak kalmayıp şirkete dönüşecekmiş 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir