Tiksinmenin Hafifliği :)))

Duygularımın çoğunu kontrol edebiliyorum.

Özellikle de etkilere tepkime konusunda çok güçlü olmaya başladım.

Ancak geçen gün bir tartışma yaşadım ve kötü duygular patladı bende.

Öfke, terk ve tiksinme, en yoğun olanlardı, hem de anneme karşı!

Ona ağzımı açmadım. ama içimde de fırtınalar koptu.

Öfke kusmamak için hemen dikkatimi kendime çektim ve kendimi sorguladım. Hemen fark ettim ki onu değiştirmeye çalışıyorum ve o da tepkiler veriyor. Haklıydım belki beklentilerimde, ama o da haklı.

Onu değiştirme düşüncesinden sıyrılmalıyım. Peki ama o şekilde de kabul edemem onu. O halde ne yapacağım?

Yollarımızı ayırmalıyız!

Bu, iki günlük bir sevgililik değil ki ayrılmak isteyince ipler kopsun; anne-oğul ilişkisi. Nasıl olacak peki?

Elbet sağlam bir yol bulacağım ve ilk denediğim şey soyutlama oldu. Sakin davranmaya, umursamamaya başladım. Ama içimde öfke artıyor ve bilince sahip bir pasif agresyon büyüyor.

Bu sefer sevindirici bir şey oldu benim için. Çok önemli görülmeyen konular ve özellikle de küçük yanlış anlaşılmalardan ötür yıllarca küs kalan, nefret kusan insanları gözlemiş olacaktım kendimde.

Acı!

O nasıl bir acı ki mide krampları bile hafif kalıyor.

Üstelik annem, çözüm için yaklaştıkça daha da büyüyor bu acım, çünkü ben reddediyorum.

Hayır!

Acım öyle artıyor ki, bir görünmeyen el mideme girmiş ve tüm dokunabildiği şeyi büzüştürüyor, burkuyor…

Gözyaşımı, gözlerimi kasıyorum ki ağlamayayım.

Gözlerine bakarak “kötü” konuştum, “kırıcı” konuştum, umursamadığımı söyledim.

Evet, çok umursamıyordum. Ama onu değil, varlığını, değerlerini değil, duygularızı, egolarımızı beklentilerimizi umursamıyordum.

Ama yine de nasıl bir edayla konuştuğumu tahmin edersiniz.

Sonra?

Rolümü giymiştim. Artık ona karşı canlı ve aktif agresiftim. Birazdan şiddet uygulayacak değildim, ama ses tonumdaki ezicilik, bozuculuk beni bile korkutmuştu.

Neyse, oturduğumuz masadan kaçtım ve onu gözledim.

Ortama bir ağırlık çöktü. Evde ses yok, burukluk var, ölüm vardı ufak ufak.

Umursamamaya çalıştım. Ama midem nasıl acıyor!

Sonra sessizliği bir telefon konuşması bozdu. Bir randevusu vardı annemin ve “kendimi iyi hissetmiyorum” diyerek erteledi.

İçim buruldu. Ama “Dur Mustafa! Sus!”

Gömleğimi ütülemeye çalıştı, “ben yaparım” dediğimde “Rahatsız ettiysem özür dilerim” dedi.

İçimde resmen çöküntü hissettim.

Hani bilgisayar oyunları vardır ya, bir rotada yürütürsün kahramanı, attığın adımlarda, topladığın yıldızlar arttıkça puan alırsın ve çilink gibi bir ses çıkar.

Ben de her saniyede ayrı bir çilink efekti ile acı artıyordu.

Kısacık sürede kamyon çarpmışa döndüm. Ucunda gözlem olmasa, çekilecek çile değil. İnsanlar nasıl dayanıyorlar aylarca, yıllarca bu duygulara? Gurur bu kadar ağır birşey mi? Ego? Beklentiler?

“Sen X konusu, ben de Y üzerine çalışmalıyız” dedim anneme. Farkında olmadan onu değiştirmek istediğim konu ve onun buna bilinçsiz direnci üzerine, üçüncü bir yol, farklı bir açıdan çözüm ödeviydi, ikimize birden.

Durumu sorguladım.

Kendimi iyi hissediyor muyum?

Hayır!

Yaptıklarım, annemi iyi hissettiriyor mu?

Hayır!

3. bir kişi kendisini iyi hissediyor mu?

Hayır!

Bana bir kazancı var mı?

Hayır!

Anneme bir kazancı var mı bu tutumun?

Hayır!

Daha fazla uzatmadım. İstersem cevap bulabilirdim, ama egoya yönelik, olumsuz yatırımlar çıkardı ortaya.

Sarıldım ve “seni seviyorum” dedim. Rahatladım. Kısmen öfke, kısmen rol, kısmen gözlem, kısmen merak dolu bir zaman geçirdim.

Ama halâ anlayamadım, bunu arkadaşlarım, tanıdıklarım, akrabalarım, gözlediğim başka insanlar, haftalarca, aylarca, yıllarca nasıl yapabiliyorlar?

Sonra?

Şimdi merak da etmiyorum. Çünkü acıya değil, uzun soluklu mutluluklara yöneldi merakım.

Zaten akşamında bir arkadaşla tanıştım ki 5 yıllık, sevimli, mutlu bir evlilik yürütüyor. Onların dinamikleri, bana daha verimli geldi.

İlişkilerde tutumumuz, avucumuzdaki kelebek, ektiğimiz tohum gibidir. Acının mı diri kalacağı, filizlenip büyüyeceği, yoksa mutluluğun mu yayılacağı, başkalarına da ışık olacağı, bizim seçimlerimize bağlı.

Seni halâ konuştuğumuz konuda tam olarak kabul edemiyorum, ama senden beklediğim saygıyı sana gösteriyorum ve seni seviyorum anne 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir