“Neden Ben Yapmak Zorundayım?”

Kişisel gelişimle ilgilensin ya da ilgilenmesin, birçok danışanın ağzından, bazı sorunlar anlatılırken bu cümle çıkıyor: neden ben yapmak zorundayım!

Mesela iş ortamı, aile içi iletişim, yatak sorunları, öğrencileriyle iletişim…
Yaklaşım benzer; “ben bu sorunun çözümü için gayet çabaladım, şimdi sıra onda” ya da bazen bu tutum, “ben neden çabalayayım, problemi ben başlatmıyorum ki…” gibi de ifade edilebiliyor.

Konu bizim için ne kadar önemli olursa olsun, onun çözümü için ya çaba sarf etmek istemiyoruz ya da bizimle beraber tüm paydaşların da eşit efor harcamasını istiyor, aksi halde adım atmayacağımızı dillendiriyoruz.

Bir danışanım, eğer sorun yaşadığı eşi de çaba sarf etmezse, koçluğu kesme pazarlığı yapmıştı ve zaten kestik:)

Son görüştüğüm kişilerden birisi, sorunlu iletişimi olan oğluyla çalışmamı istiyordu ısrarla, zira kendi üzerinde çok çalışmış, benden önce çalıştığı koç, danışman ve terapistler de kendisiyle çalışılması gerektiğini düşündüğü için, onları başarısız bulduğunu söylemişti.

Konuşma ve sorgulama sırasında yaşadığı sıkıntıların mimarının bilinçsiz bir sebeple kendisi olduğu sonucuna vardık(!), ancak yine de koçluğun kendisi ile değil, diğer kişiyle yapılmasını istediğini, çünkü kendisinin çok yorulduğunu, sıkıldığını söylüyordu sık sık.

Bugünkü bir çalışmada ise; iş ortaklarının yaklaşımlarından ve adeta kendisinin hevesini, cesaretini kırma çabalarından konuştuk bir dostumla. Artık onlarla pek bir paylaşım istemiyordu, “herkes kendi işini yapsın, yeterli” hallerindeydi yani… Ama diğer taraftan, işleri de iletişim üzerine kurulu:)

neden-ben

Adımlarını büyüterek gelişmek ve vazgeçmek arasında sürüncemeye giren bir süreçteydi yani.

Ancak ikisinde de, hatta daha fazlasında da sabit olan birşeyler vardı.

Mesela bu dostumun iş arkadaşıyla yaşadığı problem, yakın bir arkadaşı ve patronuyla da yaşadığı bir problemdi, sevgilisiyle de babasıyla da… Babasının, dedesiyle vaktiyle yaşadığı problemlerin tam tersiydi belki, ancak benzer kaynaklardı problemleri, zira tam tersi(!)

İlk örnekte ise danışanımın çocuğuyla ilgili şikayeti, kocasında da başka şekilde gösteriyordu kendisi. Sorgularken babasından da aynı konuda sıkıntıları çektiğini ve enteresandır (!) ilk kocasından da ortaya çıkarmıştık. Sorgularken ve kendi hayatını yorumlatırken annesinin de babasıyla yaşadığı sıkıntıları hatırlamıştı; sanki “hık” demiş aynı/benzer burunlardan düşmüştü bu sorunlar:)

Ancak burada “benim sorunum değil” veya “sorun sende/sensin” mantığının bizleri bugüne getirdiğini düşünecek olursak, aynı eylemlerin aynı sonuçlar doğurmasına dair ilahi kanuna varmaz mıyız?!?!

Eylemin öncesinde yatan düşüncede küçük bir değişiklik yaparak, “bu sorunda benim de payım olabilir mi?” gibi bir sorgu, bizi biraz daha etkili çabalara, eylemlere yöneltebilir belki:)

Zira dostumda ulaşılan sonuç buydu ve kendisine teşekkürle biten bir sohbet oldu.

Kendi sorunlarınız için dümene geçme vakti. Herşeyi yaptıysanız ve hala çözüme erişemediyseniz, o halde daha çok şey yapmak gerekli!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir