Hey AIESEC!!!

Teşekkürler AIESEC…
AIESEC, 1954’te kurulmuş bir öğrenci kulübü. Kendi öğrenciliğimde duyuyordum ama katılmamıştım hiçbir etkinliğine.
Haziran’ın sonlarıydı sanırım, bu yaz AIESEC İstanbul Şubesi bana ulaşmıştı ve bir seminer vermiştim. 30 kadar pırıl pırıl genç vardı.
İnovasyon kavramıyla henüz tanışmamışlardı, biz de o an yaratıcılık ve yenilikçilik üzerine değiştirmiştik tüm kurguyu.

Dün ise Antalya’daydım. AIESEC Türkiye’nin ATEMKO Zirvesi’ndeydim. (AIESEC Türkiye Eğitim ve Movitasyon Kongresi)
550-600 kişi vardı toplamda. Mevcut AIESECER’lar, aday üyeler…
Uçaktan indik, otele vardık derken gece olmuştu. Saat gece olmuş, günlük koşturmanın yorgunluğundaydık, ama önümüze çıkan AIESEClinin gözleri enerji saçıyordu.
Sabah oldu ve bizim gündem başladı.
Açıkçası bir merak salmıştı beni…
Haddini Bil diye bir konsept hazırlamıştım, daha ilerisi için birşeyler düşünen, birşeyler yapmak isteyen herkese, birileri haddini bilmeyi öğretmeye çalışır ya. Ukalalık yapmamak, eski köylere yeni adetler getirmemek…
Bunun hakkında konuşacaktım, koçluk yapacaktım gelen sorulara göre ve biraz da motivasyon sıkmıştım içeriğime.
Ama onlardaki motivasyonu görünce, konuşmak için mikrofonu aldığımda söyledim: “Siz çıkın buraya da bana, bize (diğer büyükleri) motivasyon hakkında seminer verin!”

Neredeyse elle tutulabilecek kadar yoğun bir enerjileri var, coşkuları var bu arkadaşların.
Çeşitli network pazarlama toplantılarına da katılmıştım çocukken olsun, gençken olsun, hele şimdi gidip gözlemem için… Orada motivasyon patlaması görüyordum, ancak gaz gibi geliyordu. Burada ise bir akacak yön arayan bir coşku var.
Ayrıca değişimleri görüyordum. Biliyorsunuz, beden dili konusunda çok başarılı kabul edilirim. Dans eden gençlere bakıyorum, kıyafetleri, beden tipleri, gülümseme stilleri ve dans edişleri… Öyle disko ortamı falan yoktu. Hoparlörlerden müzik geliyor ve kimisi grup kimisi tek başına dans ediyorlardı. Kültürel, psikolojik gelişimleri o kadar açıktı ki bazı arkadaşların… Muhtemelen 1 ay öncesinde utana sıkıla birileriyle konuşabilecek tipler vardı. Oysa önümde yanındaki kişiyle tanışalı 5 dakika olmamış ve samimiyet enerjisini hissedebilirdiniz.

Sohbetimi beğenmişler. Dürüst olayım, korkmuştum. Liderlik hakkında hiç konuşmadım, öyle bir sunum daha önce yapmamıştım. Sıkıcı mı olurum diye çekiniyordum.
Ben kürsüden indiğim gibi bal gören arı misali yanıma üşüştüler. Çok onur duymuştum sorular karşısında. Süper yaklaşımlar, süper sorular… Zaman olsaydı belki 6 saat daha konuşurdum ve anladığım kadarıyla 6 saat daha dinlerlerdi.

Neden beni beğendiklerini merak ettim. Ukala herifin tekiyim. Ama bir arkadaşın yorumu cevap olmuştu.
“Sunumunuz kaliteli bir akışta hazırlanmış, bu hoş. Ama Mustafa Abi, artık herkes kaliteli sunum çıkarabiliyor. Bu çok da önemli birşey değil bizim için. Sen ama çok samimiydin de… Bu işte benim çok hoşuma gitti. Sohbet ediyordun bizimle, rahattın, rahatlattın…”

Bir başka gurur anı yaşadım; “sözlerinizden anladığım kadarıyla sevgilimiz de ailemiz de iş hayallerimiz de okulumuz da… Hepsinde aslında benzer şeyler varmış”.
Bunu vurgulamamıştım ama örneklerimdeki kurgunun bu mesajı vermiş olması çok hoşuma gitti.
Aradığımız şey samimiyet işte. İş hayatında da, aşk hayatında da, konferanslarda da… Her yerde aynı.
Sizden çok şey öğrendim, umuyorum ki size de bazı tohumlar atabildim.
Beni de bir AIESEC Partner kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

Ayrıca iki de teşekkürüm var.
Rahatsızlığına rağmen benimle görüşmek için gelen Mine Sema Ok… Seni seviyorum. İstanbul’a dönmeni dört gözle bekliyorum 🙂

Ve beni dinlemeye gelen Sibel Kayapınar. Yüzü güzel, kendi güzel, bahtı güzel, çünkü ruhu güzel.
Koçluk konusunda mentorluğunu yapıyorum ve onun duruşundan da çok şey öğreniyorum.
İyi ki varsın, o gün o anları benimle paylaştığın için teşekkür ederim. (Ayrıca sizinle de paylaşmama vesile oldu, fotoğraflar Sibel’den)