Balık Baştan Kokuyor Ltd. Şti.

İki gün önce, Kariyer.Net’in, Onuncu Kat etkinliğindeydim.
Çevremde İK şefleri ve kurumların eğitim yöneticileri vardı. Sanırım salondaki en genç katılımcı ve tek harici eğitmen bendim.
Çalışmayı Akademika’dan Kemal Özgirin yürüttü ve eğitimlerde yaratıcı dramadan bahsetti. Tavsiye ederim hem Kemal Bey’i dinlemenizi hem de kurumsal eğitimlerinizde yaratıcı dramaya da göz atmanızı.

Etkinlik sonunda, İK yürütücülerinin önündeki tehditler ve can sıkıcı konular üzerine biraz konuştuk ve 16 madde oluşturduk.

Kurumların eğitim bütçeleri ayırmaması da vardı, çalışanların nezdinde İK’cıların patron yalakası görülmeleri de vardı. Ben ise gündemi takip etmeyerek birçok şeyi atlamaları ve kendilerini geliştirmemeleri maddelerini eklemiştim.
Çünkü…
Daha geçen hafta tanıştığım bir yönetici Y kuşağını görmezden geliyordu, hele ki Z’yi bilmiyordu bile.
Kimisi var kurumsallık mantığında matbu evraklar ile personel yürütüleceğine dair fantezisini koruyordu.
İnsanı kaynak olarak değil, maaş verdikleri bir “şey” olarak görenler de söz konusu.
Oysa süreklilik istiyorsak, bugün gibi yarını da dikkate almamız gerekmez mi? Bunun için de bugünün değişkenlerini takip etmek gerektiğine inanıyorum.

Bir başka konu ise kişisel gelişim.
İlla ki NLP koçluk gibi hizmetlerden değil, firmamıza karşı kişisel olarak gelişmekten bahsediyorum.
Geçtiğimiz aylarda iki konseptte firma taraması yaptım: Kendi belirlediğim güçlü veya zayıf 50 firma ile Google’ın rastgele önüme sunduğu 50 firmanın daha; 100 firmanın vizyon ve misyon yaklaşımlarına baktım.
Sonucu dileyen ile bilahare paylaşabilirim, ancak özet olarak dikkatimi çeken şey; bu firmaların birçoğunun yöneticisi, pazarlama ve İK yürütücüleri, firmalarının nasıl bir vizyona sahip olduğuyla ilgilenmiyor, piyasadaki misyonlarını dikkate almıyor, sadece çalışıyor, çalıştırıyor. Sonra da çalışan sirkülasyonunun yüksekliğinden, hedeflere ulaşamamaktan, bütçeden sapmaktan vs şikayet ediyorlar.
Sadece çalışınca ne olur? Debelenme. Bizzat son günlerde birkaç konuda debelendiğim için biliyorum:)
Firma imajı yöneticilerden uzak.
Yöneticiler, yürütücülerden uzak.
Yürütücüler, çalışanlardan uzak.
Çalışanlar politikadan, yoldan uzak.
Yol, hedeften uzak.
Hedef, motivasyondan uzak.
Çünkü motivasyon, firma imajından uzak.
Burada birçok parametre etkili olabilir, ancak İK’cı bunlardan uzak olunca, konumlandıracağı personel, hayli hayli uzak olmayacak mı?
Toplantının en ilgi çeken kalemi, insan kaynağını yönetenlerin, firmalarına karşı kişisel olarak kendilerini geliştirmeyişleriydi ve bir çoğu bunu salonda fark etmişti.
Ben de bu fark ediş salondaki 25 kişiyle sınırlı kalmasın diye sizlerle paylaşmak istedim.
Sizin bu konudaki durumunuz nedir?
İK’cı olun ya da olmayın, şirketinizi tanıyor, onun psikolojik güç kaynağı olan vizyonuyla, misyonula ilgileniyor musunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir