Atilla Mayda’yı bilir misiniz?

TRT’den Atilla Mayda adını biliyor musunuz? Ben ve benden sonraki neslin pek bileceği bir isim değil kendileri. Ancak özellikle babamın kuşağı, yani yaşı 50 dolaylarında olanlar bilir. Başka bir deyişle değil çok kanallı televizyonlar, renkli tv döneminden bile önce, radyoların zamanının bir ismidir kendisi.

TRT Radyo’nun en ünlülerindenmiş kendisi, çünkü şarkılardan sonra önce solistin adı okunurmuş, sonra tüm saz heyeti ve “ve Atilla Mayda” diyerek sonda bu beyin ismi anılırmış.

Ben nereden öğrendim, eski bir TRT hocası bahsetmişti 🙂

Nedir buradaki öğüt? Bir ilk söylenen, bir de son söylenen akılda kalır.

O sebeple birisiyle tanıştığınızda ilk izlenim çok önemlidir. Ortamı nasıl bir atmosferde terk ettiğiniz de akılda kalışınızı etkiler.

Eğitmenlikte de üzerinde durulan önerilerdendir; buz kırıcı dediğimiz başlangıç anları önemlidir ve katılımcıların verimini etkiler. Ancak onların salondan akıllarında ne ile çıkmalarını istiyorsak, en son onu yeniden vurgularız.

Ama bazen bu “ilk ve son” kuralı hoş başlamayabiliyor. İlk raundu kaçırdık, bari son demlerde kurtaralım.

Geçen gün aklıma bir anım geldi, ilk ve sonun değişikliğiyle ilgili.

2008 yılbaşı partisi için Antalya’dan Olimpos’a gideceğiz. Bir arkadaşım da yeni ehliyet almış ve yepyeni bir araba. Ne direksiyona alışık ne o arabaya. Allah’a emanet çıktık yola.

Sonra ters bir yere girdi arkadaş ve devam edemedi. Çok bir sürüş deneyimim olmamasına rağmen teklif ettim ben geçeyim mi diye.

Açıkçası fena değildim, araba pek naifti, ama iyi götürdüm.

Sonra parti yapılacak kampa geldik ve bir sebeple kenara çekmem gerekti. Ardından tekrar devam edecektim ki, taş üstüne çıkmışım. Zaten alçak tabanlı olan arabayı kurtarmak baya zorlamıştı beni.

Kurtardık kurtarmasına da, “bir acemi” idim artık. Son dakika golü karizmayı çizdirmişti!

Geçen gün ise başka bir şey oldu. Elimde uzun bir süredir aynı kitap vardı. Tarzı hoş gelmedi, ama bir kez başladık diye okuyorum habire. Aşkın Gözyaşları Şems-i Tebrizi. Hoş yerler var, ama çok yorucu geldi. Sinan Yağmur, o aşk erbabı Şems’i güzel anlatıyor, ama öfke kokuyor cümlelerin çoğu.

pirestijNeyse ki sonuna geldim ve akmaya başladı hikaye. Sonunda ise çok sevimli olmasa da gayet duygularıma hitap eden bir bitiş oldu.

Ve ben son sayfayı “vaaay!” efektiyle çevirdiğim için de hoşuma giden kitaplardan oldu. Başka bir ifadeyle sanırım, ara ara hoş pozisyonların yakalandığı, ama kötü giden bir maç, son dakika atağıyla kazanılmış oldu.

Meşhur dizi Aşk-ı Memnu’da da çevremdeki izleyicilerden gözlediğim kadarıyla, son sahnedeki Behlül, dizi genelindeki Behlül’den farklı çizgisi sayesinde gönüllere yerleşmiş.

Hazır Behlül’ün son sahnesi, Bihter’in ölümü derken, şu kurban bayramı gününde, kesilenler ve kesilemeyenler de girince hesaba, ölümü hatırladım bolca. Bir merak geldi haliyle.

Madem ki akılda yer eden son hareket, son söz, son ışık…

Kendi noktamızı hangi duygularla koymak, koydurmak istiyoruz? (ve tabi ki bunun için ne kadar çaba sarf ettiğimizi de merak ediyorum)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir