Arpacılardan Ders Aldım

İş modellememin kar maksimizasyonu üzerine olmadığını artık cahil sultan bile biliyor, yani ticari kar için çabalamıyorum.
Tabi bir çok kişinin hoşuna giden bu durum, 2 sene önce mesaimin %90 ını gönüllü çalışmalarımla geçirmemi sağlamıştı.
Oysa sonrasında bir gün fark etim ki, gönüllü koçluk yaptığım bazı arkadaşlarım, bir süre geçince koçluğun etkisinden uzaklaşıyordu ve demoralize oluyordu. Hele bir arkadaş, bir psikologa gittiğini ve kendisinde bazı şeyler fark ettiğini söylemişti. Yeni birer keşif gibi anlatıyordu. Ben yeni ne olduğunu merakla bekledim ve hüsran! Çünkü tek kelime yenilik yoktu. Şaşırdım, “bunları ve çok daha fazlasını daha önce falanca yerdeki sohbetimizde konuşmuştuk, hatta çözüm yollarını da biraz konuşmuş, üstünden geçmiştik” dedim.Burada psikologlukla koçluğu kıyaslayacak değilim ama bu psikologun sözlerini aklında tutan neydi, merak ettim.Arkadaş sohbetimizi hatırladı, “bunlar daha etkiliydi, nasıl unuttum” diyerek o da merak etti, ama cevabını bulamadı. Daha etkiliydi tabi ki çünkü ben klasik koçluğu psikoterapik tekniklerle uyguluyorum.
Ama her ne ise sebep, her kimse uygulayıcı, hizmet kalitesi biraz düşük olsa bile hatırlanma motivasyonu yüksekti.
Nitelik ve nicelik üzerine sorgularken, bir soru geldi aklıma, “sen bu terapiste ücrt ödedin mi?”
Çok yüksek bir seans bedeli vermiş, unutmamış.Geçen sene hizmet amacım fayda üzerine kuruluydu. Ama baktığımda eğitimlerime ve koçluk seanslarıma ücretsiz katılan arkadaşların edindiği fayda düşük kalıyordu. Elbet bunda benim deneyimlerimin de etkisi vardı, ama diğer ücretli katılımcıların çok gerisindeydi motivasyonları.

Sırf bu amaçla, Naturel Fuarı’ndaki seminerimde, daha dikkatli dinlenilmesi ve katılımcılığı artırmak için küçük bir miktar katılım bedeli toplamıştım insanlardan. İşe de yaramıştı.

Taksim’de bekliyorum bir dostumu, katılımcılarıma çok indirim yaptığım için kızan bir dostumdu.

Önümde de güvercinler uçuşuyor.

Bardak dolusu arpa satanlar, “kuşlara atalım da foto çekinelim” diyen yerli yabancı turistler…

Hoş görüntüden faydalanalım diye ikram etmelerini istesek satıcılardan, haklı bir cevap verecekler değil mi; ekmek kapıları bu. Ekmek kapılarını savurmaları mantıksız. Peki ben neden savuruyorum?

Bu konuda bir kararım vardı, profesyonel bir hizmetimi ücretsiz yapmama kararım. Öyle ki bir dernek olsun, web yazılımcılığında destek istesin, artık profesyonel hizmet listemde olmadığı için, gönüllü olarak destek oluyorum, ama benden tanıtım harici bir eğitim isteniyorsa, ücret de talep ediyordum.

Oysa yeterli değilmiş sanırım.

Geçen gün bir arkadaşım destek istedi. Maddi kısıtı da varmış, sorun değil dedim, düşürdüm, fiyatımı çok düşürdüm, ona dokunmayacak, kabul edeceği bir rakama kadar indirdim.

Seans günü şeytan dürttü, buluşmadan birkaç saat önce aradım, teyit istedim, hık mık, kem küm…

Sorun değil dedim, iptal edip başka bir programa yöneldim. Birkaç gün sonra söyledi ki, başka birisinden, benimle anlaştığının çok üstü bir fiyata anlaşmış, yaşam koçluğu yerine XYZ danışmanlığına karar vermiş. Parası konusunda ise ay sonuna kadar biriktirmeye niyetli.

O fayda görsün, sorunu çözülsün yeter ki! Kimsenin ekmeğinde gözüm olmadı, olmayacak da.

Ama baktım ki, benim benim ekmeğime de gözümle bakmıyorum ki…

Sevgili arkadaşlarım, sizin sohbet sandığınız şeyi, sohbet kıvamında içselleştirebilmek için bugüne dek 1500 saatlik koçluk deneyimi edindim, 13.000 saatlik zihin üzerine mesai harcadım. Birçok deney ve araştırma ile mesleklerimi standartların ötesine taşımaya çalıştım ve sohbet kıvamında rahat ve etkili bir forma soktum.

Artık daha iyi hizmet vermek için, yeni bir karar aldım; sabit ücret garantisi 🙂

Madem hizmetime birilerinin değer vermesi gerekiyor; bu kişi önce ben olmalıyım!

Başkasından değer bekliyorsanız, siz de önce kendinize kendiniz değer verin.

Bol değerli, bol neşeli, bol keyifli günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir