1 Mayıs İnsanlığı Düşündürtüyor Yine

Kafelerde, restoranlarda çok sık vakit geçiriyorum, o sebeple de çalışan kitle içinde sanırım en sık muhatap olduğum kesim, garsonlar.

Zaten gözle görülür bir özen gösteririm garsonlarla iletişimime. Hatta bir gün garson sakarlık yaptı ve sütü telefonumun üstüne damlattı. Kulaklık çıkışına denk gelen süt, hoparlörümü bozdu. Garson çok kötü olmuştu, ben onu sakinleştirdim. Yapacak birşey yok, kasıtlı da yapmamış zaten… Birçok iş yaptım ama insanları tanımamı, gözlememi sağlayan en etkili işlerden biri garsonluk olduğu için bende etkisi büyük, eski bir garson olarak da garsonlara özel bir özen gösteririm.

Çalışma hayatına 7 yaşında giren bir babanın oğlu olarak ben de çok küçük yaşlardan beridir çalışmaya başlamıştım. Belki ciddi bir mesaiye ergenliğin sonlarında ancak başladım, ancak bugüne kadar birçok pozisyonda ayak işlerinden yöneticiliğe birşeyler yaptım.
Hmm, kaba bir özet yapacak olursam, birçok ofisboyluk (ayak işleri, tahsilat işleri vs) yaptım, önmuhasebecilik, muhasebe somluluğu yaptım, finans destek personeliydim, su tesisatçısının yanında da çalıştım, nakliye firmasında ofisi koordine ettim, anketler yaptım evleri ziyaret edip, ticaret odasının taleplerine göre ofisleri ziyaret edip raporlar tuttum, eğitim firmasında satış personeli oldum sahada bilgilendirme çalışmaları yaparken ayağımdaki nasırlar bile şekilden şekle giriyordu, planlama sorumlusu oldum yazılım firmasında, araştırma firmasında bilişim sorumlusu oldum, bir bilişim firmasında da bölge müdürünün asistanıydım. Hatta dağların arasında bir at çiftliğinde barkeeper’lık da yaptım; garsonlukla barmenliğin berbat bir karışımıydı. Haftada 7 gün, 07:00-22:00 arası mesai ve üzerinden kaç yıl geçti, hala maaşımı alamadım.

Son patronlarımdan biri sağolsun ağır mobbinge maruz bırakınca, nasıl patron olunur göstermek üzere kendi girişimime yoğunlaştım ben de…

Bugün emekçinin bayramı, ama haberlere bakıyorum. Biliyor musunuz, gün geçtikçe daha çok düşündürüyor gelişmeler…

Mesela Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın tweeti:

Bunun açıkçası “Atam izin değil, çalışıyoruz” gibi pankartlar hatırlıyorum geçmişten. Ondan ne farkı var? Ama bu mesajı “karşıt görüşün bir cümlesi” diye değerlendirmek yerine direkt tepki verildiğini düşünüyorum.

Tabi burada ne işçi sınıfının (!) yanındayım ne de lordlar kamarasının (!)
Zaten herhangi bir sınıfın varlığına inanmıyorum.
Aklıma İsa’nın hikayesi geldi.
Hani orucundaymış, dağdaymış da köyüne geldiğinde biri gelmiş ya yanına. Demiş: “İsa koş, koş. Zina yapan bir kadını yakaladık, recm edeceğiz(taşlayarak öldüreceğiz).”
İsa da gitmiş, ahali toplanmış, taşlayacaklar, İsa’dan onay bekliyorlarmış.
İsa da almış eline bir taş. Havaya kaldırmış ve demiş, “İlk taşı, günahsız olanınız atsın”.

Hangi taraf uygun?
Biber gazıyla insanı boğan polis mi, yoksa bize izin vermek zorundasınız diyerek reddedilince orayı burayı yıkan demokratikler mi?
Kendimizi insan görmedikçe, bir sınıfın mensubu oldukça, o sınıfı savunacağız haklı olarak.
Ama ben kendi sınıfımı savunurken, sen de kendi sınıfını savunmak zorunda kalacaksın haklı olarak.
Ve bu savunma sürecinde ikimiz de beynimizden önce elimizi çalıştırmaya yelteneceğiz, çünkü insan olduğumuzu unutmuşuz, sınıfların üyeleriyiz artık.
Gel zaman git zaman, ya şiddet ya baskı ya anarşi ya kaos…

Peki kim haklı?
Bu sorunun cevabı yok, çünkü sorunun zemini çürük…
Tüm haklarımdan feragat ediyorum.
Madem ki insanlığı görmek, bana da insanca yaklaşılmasını istiyorum…
O hâlde ben de tüm haklarımdan feragat ediyorum. Haklı bulmayabilirsiniz beni. Sınıf da görmeyin lütfen.
Yeter ki insan görün, insan olun.

Çünkü ben falanca ırktaysam, filancalıysam, falan dindensem, falanın oğluysam, filancanın abisiysem, filanca firmanın kurucusuysam, falanca tekniğin uzmanıysam, … Bana değil, onlara bakarsınız.
Ama ben insanım.

Ufak bir paylaşım daha yapayım. Vaktiyle dünyayı ikiye ayırırdım; Türkler ve diğerleri.
Sonra bir gün, bir anket firmasındayken karşımdan bir arkadaş geçti. Aklımdan geçen DTP’li olduğuydu. O günlerde DTP ya da HADEP falan vardı işte.
DTP’li, Tuncelili, Kürt, Ahmet!
Sıra hala onun insan olduğuna gelmemişti zihnimde.
Kendimden utandım.
Yunus Emre’nin hemşehrisiyim ve o dememiş mi?

“Yaradılanı sev,

Yaradandan ötürü”

Ben kimim ki yaradılmışlardan birini etniğine, iline, görüşüne göre sınıflandırıyorum?
O günden beridir kendimi de insan olarak, farkında bir şekilde insan olarak görmeye odakladım, karşımdakini de…

Siz nesiniz peki?
Siz de insan mısınız? İnsanlara da insanca yaklaşıyor musunuz?