Yapay Zeka ve İnsan Olmak

Yapay zekanın bugünü ve eğitimde uygulamaları üzerine bir panele katıldım. Le Rosey Okulları’nın evsahipliğinde muhteşem konuşmacıların olduğu bir etkinlikti.
Sosyal medyadaki paylaşımım üzerine gelen mesajlar notlarımı paylaşmam yönünde olunca birşeyler derledim.
CNN’den Deniz Bayramoğlu’nun muhteşem sunum ve moderasyonuna oldum. Hatta yaklaşımları o kadar hoşuma gitti ki TV izlememenin belki de ilk kez eksiğini hissettim.

Anlamayan Sistemler

Sözü ilk olarak Mark Bishop aldı (Goldsmiths University of London, Bilişsel Bilgi İşlem Profesörü). Bilgisayara satranç oynatma çabalarıyla 70 yıl kadar önce başlayan yapay zeka üzerine çalışıyor. Konuşmasında esas vurgusu AI (Yapay Zeka) uygulamalarına hazır olup olmadığımız üzerineydi. Çünkü sadece kendi kendine gidebilen araç teknolojisiyle işsiz kalacak şoförlerin toplumdaki yerinin ne olacağına hazır olmadığımıza değindi. Bu ve benzeri işlerin AI ile ele alındığında olası sonuçlarına pek kafa yormadığımız, olumlu-olumsuz sonuçları yarına bıraktığımıza değindi. Ancak yolun daha çok başında olduğumuz ve şu an AI’ın anlamayan sistemlerden ibaret oluşu sebebiyle hala tehdit olmadığı ile sonlandırdı.

‘Gelecek hakkında bilgimiz yok ve çocuklarımızı bilmediğimiz bir geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz.’

Bilmediğimiz Gelecek

Phillippe Gudin, Le Rosey Okulları’nın direktörü gayet can alıcı bir giriş yaptı: ‘Gelecek hakkında bilgimiz yok ve çocuklarımızı bilmediğimiz bir geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz.’ Geleceğin muğlaklığı kısmı sadece Türkiye için geçerli değil yani! İş dünyasın aşina olduğu dikey-yatay nitelikleri eğitimde ele aldı ve yatay vizyonlar edinmeye davet etti: Çocuklarımıza farklı başlıklar altındaki dinamikler arasında bağ kurduracak yollar bulmaya yönelik eğitmemiz gerektiğini güzel özetledi. GPS örneği muhteşemdi: bir noktadan bir noktaya gitmek istediğimizde coğrafya, yolun durumu, trafiğin yoğunluğu vs gibi bir çok etkenin eş zamanlı ele alınması; birbiri arasında bağ kurulması misali eğitim-öğretim modelleri geliştirmemiz gerekliliği! Gelecek nesil böyle becerilere sahip olmak zorunda!
Bishop gibi o da AI uygulamalarının öğretilmiş üzerine olacağını (kendi kendine öğrenemediği) vurguladı ve hoş bir yaklaşımda bulundu: ‘Bir robota iyi biri olmayı öğretirseniz iyi biri olacaktır. Ancak kötü ellerde nasıl sonuçlanır? Bana kalırsa onlara kendileri olabilmeyi sağlayacak bir yol bulmalıyız!’
Ve tüm bunlarla beraber gelecekten ümitli; yapay zeka ile yürütülecek işler sayesinde sanatın insana kalacağı inancında. Ya da insanın zamanının sanata kalacağı inancında diyelim. Bunun avantajı ise öğretmen olan öğretmenlerin; yani insan olmayı öğretecek öğretmenlerin önünün açılacağı inancında.
Keza Gudin ikinci panelde cümlelerine şöyle bir ekleme yapmıştı: ‘İnsan tam değildir, eksik bir varlıktır. Bütün mesele de tamlığa doğru bir süreç içinde oluşumuz. Bu sebeple insan olarak elimizden gelen en mükemmele ulaşmalı ve bunu yapay zeka ile entegre edebilmeliyiz.’

imperfectness: mükemmel olmama hali

Bu noktada farklı düşünüyorum. Çünkü insanı insan yapan, tamlık arayışımız, ama mükemmel olmayışımız. Dolayısıyla insanın olmayan mükemmelliğini bir yazılıma yüklediğimizde bizim gibi bakmasından ziyade işlevsiz kodlar arasında kaybolacağına inanıyorum. Bu konuya ileriki konuşmacılarda da değiniliyor ufaktan. Ama özellikle bunu kahve molasında konuştuğum hocamızda sıra.

‘Öğrenci imal etmek, öğretmen imal etmekten çok daha zor.’

Boğaziçi Üniversitesi’nden Cem Say’da şu an sıra: Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim görevlisi Prof. Say, AI’ın teknik altyapısına değindi daha ziyade. Doğuştan yapabildiğimiz becerilerin çoğunu nasıl olduğunu bilmeden yaptığımız için öğrenemediğimiz, haliyle de yapay zeka üzerinden bilgisayarlara öğretemeyeceğimiz üzerinde durdu. Gelişmiş yazılımlar dahilinde bile insanoğluna çok basit gelen görme becerisinin yazılımlara öğretilemediği; geldiğimiz en uç noktanın yüklenen binlerce örnek üzerinden kendisine örneklerin ortaklaştığı noktalar ile bilgi üretebilmesi olduğunu ifade etti. Bunu da şöyle özetliyor: ‘öğrenci imal etmek, öğretmen imal etmekten çok daha zor.’ Bishop da bu sebeple yapay zekanın yapay salaklık olarak da (artificial stupidity) ele alınabileceğini düşünüyor.
Say bu durumu motivasyon dinamiğine bağlıyor: ‘İnsan hayal ve motivasyon ile hareket ederken bilgisayarların motivasyonu yoktur.’
Dümenin başının insanda kalacağına inanıyor ve kahve molasındaki sohbetimizde bir soru sordum. Geleceğin teknolojisi diye isimlenen IoT projelerinin neredeyse hepsinin hala kısıtlı bir M2M iletişiminde sıkışıp kaldığını düşündüğümü söylediğimde bunu geliştirmek isteyip istemediğimizden şüpheli olduğunu söyledi. Ufak bir parantez açarak kavramları belirteyim; geleceğin teknolojisi diye piyasaya sürülen IoT esasen 10 seneden fazladır uygulanan bir çalışmalar yumağı. İnternet üzerinden cihazların etkileşime girerek kendi kendilerine kararlar alabilmeleri gibi bir vaadi var, ancak M2M yani makineden makineye basit bir iletişim protokolünden farkı yok.
Bir örnekle ikisi arasındaki farkı açayım: eğer bir çiftçi (M2M’den emin değilim ancak IoT California’da tarımsal ihtiyaçlar ile doğmuş) telefonundan tarladaki pompasına ‘kapat’ diye bir SMS yollarsa ve pompa bu SMS’i alınca su pompalamayı keserse bu pratik bir M2M uygulaması oluyor. Eğer toprağa yerleştirilen sensörler topraktaki nem miktarındaki düşüşü algılayıp yerel meteorolojik verileri internet üzerinden çekip, daha önceden tanımlanan yağış olasılıklarını taradığında, yağış potansiyelini düşük görüp de pompayı kendi açarsa bu da IoT vaatlerinden birisi. Peki biz bunun neresindeyiz? Sensör monitöre bilgi geçiyor, nem düşüyor diye; o monitörü kontrol eden operatör de ilgili durumlara göre sulamanın yapılmasını sağlıyor. Bu durumu ben cebindeki gıcır gıcır paralarla fabrikalar kurup da üretim yapabilecekken kağıttan kuleler yaparak gönül eylemeye benzetiyorum. Ancak Cem Hoca buna hoş bir soru ile yaklaşıyor; ‘yapamayan insanın niteliklerini ve çıkarlarını sorgulamalıyız!’

AI sonuçlarında ilham arıyoruz

IBM’e aitti sanırım, hoş bir projeden bahsetti; İngilizce pazarlık yapan iki bilgisayar ile deney yapılmış, bir müddet sonra (belki bin cümle, belki milyon cümle sonra) iki bilgisayar başkasının anlayamadığı, İngilizce temelli olduğu belli olup da İngilizce dil bilgisine aykırı bir dilde iletişim kurmaya başlamışlar. Pazarlığı kimin kazandığı belli değil; ancak İngilizce Grammer’i üzerine dikkat edileceğine dair bir çalışma yapılmadığı için resmen bilgisayarlar açıktan yararlanmışlar. Çalışma gidişatı belli olmadığı için sonuçsuz bırakılarak kesilmiş, ancak muhteşem buldum ben! Çünkü ilhama ihtiyacımız var ve işte o ilham parçacıklarından biri: yüzyıllarca süreç içinde gelişen dil gibi kurumsal bir süreç, kısacık bir süre zarfında evrim geçirebiliyor. Bu durumda AI sayesinde doğru sandığımız, kanun saydığımız birçok unsur, değişebilir, gelişebilir ve bunun için binlerce sene beklemeye gerek olmayabilir!

Mikrofon şimdi Sinan Canan’da. Medyadan sık gördüğümüz, Prof Canan (Nörolog, Üsküdar Üniversitesi) lafa beynin fizyolojik içeriğiyle girdi ve duygusal alanlardaki tespitlerde geri kalmışlığımıza dem vurdu. Haliyle de insan gibi zeka becerilerinin yapaylaştırılabilmesine baya uzak olduğumuzu düşünüyor. Ve bir uyarıda bulundu: ‘yapay zeka yolunda hedefinden şaşmış, kendini gerçekleştiremeyen yaTay zekadan sakınmalıyız!’

‘Yokluklar dünyasında üretilmiş bir eğitim sistemini çokluklar dünyasında kullanmaya çalışıyoruz’ (cümlenin sahibini not edememişim)

Benlik Arayışı ve Yapay Zeka

Sözü sanata verelim mi artık? Medya iletişimi felsefesi üzerine doktora yapmış muhteşem biri söz aldı: Selçuk Artut. Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevliliği yapıyor ve etkinlik sonunda da uzun uzun konuştuk. Konuya kilit bir soruyla girdi; ‘Biz kimiz, biz neyiz, neleri doğru, neleri yanlış yapıyoruz?’
Daha önce duyduğum ama detayını bilmediğim birşey paylaştı: 1970’te uzaya yollanan Voyager isimli mekikte 3 ayrı plak da yer alıyormuş (goldenrecord.org) Artut Hoca da bu projeden esinlenerek kendi distopya projesini oluşturmuş: ya insanlık müziği bir gün unutursa Voyager’daki plaklar üzerinden kendi müziğimizi yapabilir miyiz diyerek kendi kendine bu 3 plaktan müzik üretebilecek bir yapay zeka algoritması hazırlıyorlar. Dinlediğimde çok birşey çağrışmadı, sanat yaklaşımıma da çok uymuyor, ancak ilham verebilecek bir güçtü; tebrik ediyorum!
Zaten panellerin sonrasında, akşamki kokteylde de yapay zeka ile müzik üzerine bir performans sergiledi. Açıkçası salondakiler ne kadar anladı bilmiyorum ancak çok ahenk kuramadılar, çok ilgilenmemiş gibilerdi; yine de benim çok hoşuma gitti: orada kurgulanan kod yumakları üzerinden tonlar ortaya çıkıyor ve ardışık tonlar da müziği oluşturuyordu. Yani o ve ortağının önünde sadece 2 dizüstü bilgisayar vardı; sadece kodlar yazıyorlardı ve müzik ise kodlar arasındaki etkileşimle doğuyordu. Barkovizyonda ise çeşitli görsel dalgalar akıyordu, müziğin frekansı üzerinden şekilleniyorlardı. Frekans aynı olduğunda bile BAZEN görsellerin değiştiğini söyleyip nedenini sorduğumda gülerek cevap verdi: ‘izleyici sıkılmasın diye bazen de manuel değiştiriyoruz!’

‘Birlikte yürüyemeyiz, ama birlikte üretebiliriz’.

Etik ve Yapay Zeka

Ve artık sıra etik ve felsefe hocam Prof. Dr. Kenan Gürsoy’da. Sanırım Gudin ya da Bishop söylemişti, ‘robot öğretmenlerin göz temasına ihtiyaç duymayacağı için otistiklerin eğitiminde ivme kazanılabilecek’ diye. Ama göz teması olmadan da öğrencinin öğretmeni memnun etme çabası ile performansı ne olacak diye sorulmuştu. Kenan Hoca da ‘Benim aradığım işte o kontak’ diyerek sözlerine başladı. Yapay zekanın arkadaş değil, yoldaş, sırdaş değil, ancak koldaş olabileceğini düşündüğünü belirtti: ‘birlikte yürüyemeyiz, ama birlikte üretebiliriz’.

Yorumlar(ım/ız)

Komiktir, bu yazıyı hazırladığım ikindi vakti kahve molam sırasında bir haber gördüm, robot sevgililere atıf yapılıyor. Hocalarımın cümleleri, özellikle koldaşlıkla sınırlı bir yapıyı düşününce sevgililik ütopya kalıyor!
Bunun temel sebebi ya da temel eksiği ya da temel dinamiği, manada yatıyor bence ki görüştüğüm hocaların hepsi de hemfikir. Yazılımlar anlayabiliyor, ancak anlamlandıramıyorlar! Anlam olmayınca da duygusal reaksiyonlar olmuyor, haliyle de insani süreçlerin gerisinde kalınıyor. AI konusunda rasyonel ilerliyoruz, mecburuz; ölçümleyebildiğimizi öğretebileceğiz. Oysa insan rasyonel düşünüp irrasyonel davranır; mantıklı düşünüp mantıksız-duygusal davranır diye de ele alabiliriz!


Pişmaniyenin tel tel olabilmesi için tüm otomasyon sistemlerine rağmen elle yoğurulması gerektiğini biliyor muydun, geçen gün bir röportajda okudum. Sanırım insan olma hali o yoğurulma sürecinde saklı!
Keza motosiklet kullanırken ‘bu koca aleti nasıl kullanıyorum’ diye düşündüğümde Kadıköy’ün ortasında kala kaldım; stop ettim ve yürütemedim makinayı. O sırada mantığımı devreye alıp ölçüm yapmaya çalıştığımda tüm sistem durdu…
Yapay zeka, ne kadar ilerlemiş olursa olsun sonuçta hala bir kısıtla çevrili: çabamızın amacı nedir; öğretmek mi, öğrenmeyi öğretmek mi? Peki nasıl öğreniyoruz?
Yıllar önce bir proje için özel bir proje yönetim becerisi geliştirmiştim; sorunlar arasındaki ilişkiyi tespit için bir formüle ihtiyacım vardı. Bir astronom olsam belli bazı yıldızların yörüngelerindeki aritmik sarmalın çakışma noktalarını nasıl tespit edebilirdim diyerek 4 saat kadar dünyadan kopup formülümü tasarladım: muhteşem bir şey elde etmiştim. Bu formülü projem için bilgisayara işlemeye çalıştığımda hata ile karşılaştım ve o günlerde bilgisayarın işlem kapasitesini aştığımı sanıp manuel hesaplamayla devam etmiştim. Oysa hayır; sadece formüldeki parantezlerden birini bilgisayara yanlış işlemişim ve bu basit hatayı bugün bile uyaramayacak bir güçten (ya da güçsüzlükten) bahsediyoruz!
Kendi kendine giden araçlarla ilgili, kendinden cevaplı bir soru sorayım: Yolda otostop yapan biri gördüğünde yapay zekaya sahip otonom araba bu otostopçuyu alacak mı? Bu fonksiyon tanımlı değilse asla alınmayacak.

Peki bu yapay zeka denen muğlak sürecin hiç mi faydası yok? Tabi ki var, hem de çok! Bizim düşünme becerilerimizin ötesine, özellikle nicelik boyutunda geçebiliyor (nitelik boyutu insana kalmış)! Mesela kişilik yapıları üzerine testler var, sen de katılmışsındır. Gelişmiş yazılımlar, gelişmiş formülasyonlarla, testi çözen kişiye dair yüksek isabet oranlı bilgiler açığa çıkıyor. Çözüm ortaklarımdan biri (CharacterIX: www.characterix.com) çözümlemem gereken durumlarda, anlamlandırabileceğim nitelikte güzel bilgiler sunan raporlar hazırlıyor. Test sonucuna baktığım kişi hakkında iç stres gözlemleyebiliyorum, ekip üyelerine psikolojik baskı ya da tersi; işlevsizleştirecek düzeyde yumuşak başlılık sergilediği gibi YORUMlara varabiliyorum. Test raporlarında sayılar söz konusuyken o sayıları anlamlandırdığım kişinin işten 2 ay içinde istifa hazırlığında olduğunu ANLAMLANDIRabiliyorum.
Yapay zeka burada nerede? Çeşitli test sonuçlarını, çeşitli rakamları vurguluyor ve ‘buraya bak’ diyerek ilgimi çekiyor. Ancak o vurguyu, yazılımı sağlayan dostum organize etmiş oluyor; bugüne kadarki 200.000’den fazla test üzerinden ortalamalar çıkarıyor, alt-üst vurguları ekliyor vs ve önüme hoş bir manav olarak sunuluyor. O manavdan hangi meyveleri seçip hangi meyve tabağını, hangi salatayı çıkaracağım ise benim becerilerime kalıyor! Ben bu 200.000den fazla sonuca hakim olamayacağım için üzerimden kocaman ve aslında altından kalkamayacağım bir yük kalkmış oluyor!
Bu durum yapay zekanın faydası, basit ama önemli bir faydası, bizzat yararlanıcı olarak paylaştım. Daha birçok olasılık söz konusu!


Dinlediğin şarkının frekansları ve vuruş sayısı üzerinden sana yeni şarkı önerileri yapan, okuduğun metinlerle ilgili önerilerde bulunan ve hayatını kolaylaştıra daha bir çok fayda söz konusu. (Ortamda konuştuğun şeyleri haberin/iznin olmadan dinleyip sana dijital reklamcılık yapan yazılımları da unutmamak gerek.)
Ancak kolaylaştırıcı ya da koldaş; operasyonun başına geçmesi ütopyadan ibaret.
Niyet edemeyen, motivasyonu kuramayan, hissiyatı olmayan bir dinamikten bize kalan şey:

Niyet ettim insan olmaya!

Dolayısıyla bize düşen ilhamları aramaya devam etmek, hayaller kurarak ötesine kafa yormak! Ayrıca bu hafta bir haber paylaşıldı; MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) 1 Milyar Dolar kaynak taahhüdünde bulunarak yapay zeka odaklı bir kolej açılışına onay verdi: MIT Stephen A. Schwarzman College of Computing (MIT Stephen A. Schwarzman Bilgi İşlem Koleji) Dolayısıyla kim bilir ne gibi kazanımlar edineceğiz. (350milyon $ sadece bir kişinin bağışı diye de eklemek istedim.)
Bunların dışında hayvanlar tarafından yetiştirilen çocukların insanî özellikleri, fonksiyonel ve yapısal karmaşıklıktaki şeylere de değinildi. Buraya kadar senin de göremediğin üzere öğretileni aktarma becerilerini saymazsak yapay zekanın eğitimde uygulamalarına pek değinilmedi diyebilirim.
Son cümle ise bence yapay zekayla ilgili pozisyonumuzu özetleyecek bir öğüt niteliğindeydi.
‘İnsan olmayı robottan öğrenmeyi beklememeliyiz’ (Kenan Gürsoy)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir