Dede Erik Yemiş Torunun Dişi Kamaşmış

İlkokulda okuduğum zamanlardı, bizim okulda iki şube vardı ve 23 Nisan kutlamalarıyla ilgili hangi şubenin ne görevde olacağı kurayla belli olacaktı. Ya stadyumdaki etkinlikler birşeyler okuyacaktık (bunu çok istiyordum) ya da makam ziyareti yapılacaktı. 

Şubeme kurada makam ziyareti çıkınca ilk hayal kırıklığımı yaşamıştım. Çünkü stadyumda tören konuşması bize çıksaydı aşırı kuvvetle muhtemel ben konuşmacı olacaktım.

İkinci hayal kırıklığım ise: ziyaret edilecek makamdaki yöneticinin kızı bizim sınıfta öğrenciydi; çekilişe gerek yok diye Begüm’ü babasının makamına yollamak istemişti öğretmenim, iyi hatırlıyorum!

O an, daha önce hiç olmayan bir şey oldu! Karşı çıktım! (Elbet başka muhalifliklerim de vardı, ancak en net hatırladığım muhalefetim bu vaka olmuştu.)

Argümanımı paylaşayım mı?

Çekilişe gerek yoksa, Begüm gidecekse babasının ziyaretine, bu törenlerin falan ne anlamı var? Eğer önemsiz birşeyse bu tantana niye? Eğer önemli bir deneyimse, belki Begüm’den başkası çıkacak onu bu deneyimden mahrum bırakmış olmayacak mıyız?

Bunun üzerine tüm sınıf ve öğretmen fikir değiştirdi ve çekiliş yapıldı ve bingo; ben çıktım!

O günden beridir aklıma yatmayan, gönlüme sinmeyen şeylere tepkiliyimdir. Kurucularından olduğum bir dergide yönetim kurulu benim işime gelen ama uygulanışını etik bulmadığım bir karar aldığında ayrılmamın sebebi de buydu, taraf tutmadan, fayda aramadan gezi zamanı ihtiyaç sahibi kim varsa yardım etme çabamın da sebebi buydu.

Parlamenter sistemin faydalarını tam olarak bilmediğim, hiç idrakinde olmadığım bir günde, Atatürk’ün bu hediyesinin bana kazanımları çok olmuştu; duruşun olsun!

Dünü bırakıp biraz bugüne bakalım mı?

Üniversitelerde ders veya seminer verirken gördüğüm şey; çalışmayan arkadaşlar.

Çocuk işçiliği konusunda çok cahilim, özür dilerim. Tek bildiğim dünyada 250 milyon kadar olduğu, ülkemizde de 900 bin kadar çocuk işçi olduğu. Elbet onlar zorunluluktan ve genel olarak uygunsuz koşullarda çalışıyordur. Bilmediğim bir alan olduğu için orayı pas geçiyorum.

Ancak çocuğunu suya sabuna dokundurmadan 20li yaşlarına kadar semiren ailelere ne diyebiliriz? Çocuğunu besleyen, büyüten, geliştiren diyemiyorum, semiren diyebiliyorum.

Beceri, icra ederek, çabalayarak artan deneyimlerin getirdiği kapasitedir. Dolayısıyla belki bazı konularda yeteneğe, doğuştan gelen bir güce ihtiyaç duyulabilir, ancak eli alet tutmaktan hamur açmaya kadar türlü becerilerin hepsinden muaf nesiller gelmiyor mu?

Bunun da en güzel şekilde aşılabildiği eylem sanırım ‘komşuda çalışmak’ ve benzeri şekilde iş hayatına atılmak.

Derslerine sıkı çalışan biri güzel bir karne getirir, sonrasında güzel bir transkript ve fakat boş bir CV.

Oysa öğrenciyim diyerek boş durmayan (ihtiyacı olsun ya da olmasın) birşeyler deneyen, vasıflı ya da vasıfsız çalışan, çabalayan herkese hep saygı duymuşumdur.

Bir gencin hayali uluslararası büyük bir şirketin pazarlamasının başına geçmek, üniversite son sınıfta ve maalesef bu yıl mezun olacak. Sorduğumda öğrendim ki henüz bir broşür dahi dağıtmamış, derslerden fırsat bulamadım diyor. İnşallah yolu açık olur.

Küçük kardeşimle gurur duyuyorum, belki yaşadığı yerde en çok kitap okuyan kişi olmasından da çok hoşnutum, ancak her yaz yorgunluktan yığılana kadar çalışıyor ve evde bilgisayar ve benzeri şeyler bozulduğunda fikir üretebiliyor. Henüz yapamıyor, ama dediğim gibi, beceri ve zamana ihtiyacı var.

13 yaşındaki kardeşim ve benzeri çocuklarla muhabbet ederken aldığım haz sebebiyle sanırım, ümidim daim!

Eğer 23 Nisan’ı gerçekten kutlamak, kutsamak istiyorsan Atatürk’ün talebiyle tercüme edilen Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okumanı öneriyorum. Daha önce de 837402 kez önermişimdir. Bir fert, bir nesil ve bir millet olma sürecini mükemmel şekilde işleyen bir kitap.

Zaten onu okurken yerinde duramayıp çalışmaya, birşeyler üretmeye başlıyorsun!

Dede erik yemiş, torunun dişi kamaşmış

Aklında olsun, bugüne bir günde gelinmedi, bugün içinde bulunduğun durumlardan rahatsızsan bir günde bozulmadı. Dolayısıyla düzelmesi için emek vermek gerekiyor. Üzerine düşen ödevi yap!

Bu blog yazısını okuyan sen; çocuk olmayabilirsin, genç, yetişkin ve hatta yaşlı da hissediyor olabilirsin. Ama yine de oku derim, okut hatta! Oku ve okut ki 23 Nisanların kutlu olsun!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir