Hadi Biraz Ruh Arayalım

ruhYaptığın işe ruh katabiliyor musun, yoksa yapman gerekenleri yapman gereken şekilde, yapman gereken zamanda mı yapıyorsun?

Ruh önemli bir detay mı, yoksa bir fanteziden mi ibaret? Açıkçası bir yemeği tuzu ve baharatı eksik bile yiyebilirim ama istemsizce hazırlanmış bir kahveyi dahi tüketmek istemem.

Daha önce değinmişimdir sanırım fer ve ruh kavramlarına. Aşık olduğun zaman, heyecanlandığın zaman gözler kımıl kımıl olur ya, ona fer diyoruz işte; depresyondaki insanlarda olmaz, yitiklik duygusundaki insanlarda olmaz, bir de ölülerde olmaz!

Peki benim ruhum nerede, ferim nerede?

Yaratıcının üflediği parçanın fizik dünyada kendini gösterdiği duygular bütününe fer diyerek devam edelim mi kavram karmaşası yaşamamak için.

Nerede yaşayabiliyorum, nerede sergileyebiliyorum o parçayı?

Gözler bunun yalansız ispatlarından birisidir, hayata başka bakarsın, hayata sıradan bakmadığın da net şekilde bellidir. Eylemlerinde de hissedilir bir şey vardır, ben elimden geleni yaparım ama senin yaptığın kadar ‘şey’ olmaz! Yataktan kalkarken ‘off, yine bir sabah’ gibi değil, ‘bugün neler yapacağım’ benzeri cümlelerle ve enerjik kalkarsın!

İstersen tepe yönetici ol ve şirket binasına girdiğinde herkes hissetsin varlığını ister garson ol ve elinden içtiğim çayın tadının farklılığı olsun ister evde misafirlerini ağırla ki o kekin tadı başka yerde olamaz!

Tüm çalışmalarım ‘ruh’ kavramını sorgulamayla başlamıştı, sanırım 3-4 yaşlarındaydım, ruhla ilgili bir sorumun cevabını bulamamıştım ailemden de götürüldüğüm kişilerden de. Sonra bunu öğrenmeye çalışırken leb-i derya bilgilerle tanıştım. Dinle sınırlandırılan bu kavramın aslında nefes aldığımız her an varlığını somut şekilde göstermesi ise gözümüzden kaçıyor!

Az önce çok sevdiğim bir parçanın yeniden yorumlanmasını izledim youtube’da, bir kardeşimiz çalmış ve çok zor bir parça; kesinlikle tebrik ediyorum. Neredeyse herşeyi doğru, neredeyse herşeyi güzel. Ama ezbere çaldığı için sanırım, ruhu yok! Dolayısıyla da güzel ve başarılı bir tını, o kadar! Oysa etki yok, duygu yok. Yine de başarılı bir çalışma, izlemek isteyebilirsin:

Ezberlere boğulduğumuz şu günlerde ruh ile pek ilgilenmiyor olabiliriz. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar, her gün daha da risklenen hayat, artan korkular… Bu bilgilerin karanlığında nasıl parlayabilir gözlerimiz?

İşte sana ruh parlatıcı birkaç öneri:

* Öncelikle hayatına bir amaç yükle. Aslında amaçsız değilsin, tuvaletteki kağıdın bile bir varlık amacı varsa, senin hayli hayli var. O halde cümleyi düzeltelim: hayatının amacını sorgula ve bulmak için çabala! Bu sayede aldığın nefesin, verdiğin kararların, eylemlerinin bir anlamı olacak! Japonların ikigai diye bir kavramı var, apayrı bir konu olduğu için buraya yazmıyorum, yakında detaylı bir ikigai (yataktan kalkma sebebi) üzerine yazı yazacağım ama sen bekleme, araştır!

* Sadeleş! Zamanını en çok kimlerle ve nelerle geçiriyorsun? Bu kişiler ve işler hayatına değer katıyorlar mı? Katmayanlardan sadeleşmenin yolunu bulmalısın!

* Sev ve sevil! Bunun bir yolunu bulmalısın! Sev birini, birşeyleri; Muhammed sahabeleriyle yürürken yerde köpek leşi görmüşler. Koku ve görüntüden tiksinirlerken Muhammed ‘Yaradan ne güzel yaratmış!’ demiş. Bakmasını bilen için hamamböceğinin zarafeti ile bir bebeğin kahkahası arasında çok da fark yok! Bir sokak hayvanını sevebilirsin çevrendeki insanlara sevgi gösteremiyorsan. Üstelik neredeyse hepsi sevgiyi geri göstermesinde de çok iyi; sırnaşan kediler, kuyruk sallayan köpekler… Sevmenin ve sevilmenin yolunu bul. Hiç bir şey yapamıyorsan bir psikoloji uzmanına git bununla ilgili; hala çözüm bulamazsan ses et, memnuniyetle yardımcı olacağım. Ama sev ve sevil!

* İyilik yap, büyük ya da küçük olması gerekmiyor, ama birine iyilik yapmayı deneyebilirsin. Bak mesela son günlerde sık sık motosiklet videoları izliyorum ve önüme gelenlerden biri bu konuda yardımcı olabilir, hatta videonun bir yerinde bir Türk görmenin de hazzını yaşıyorsun 🙂


* Üret! Bir üretimin olması gerekiyor. Bireysel koç olarak çalıştığım zamanlardan hatırladığım kadarıyla depresif kişiler kabuğuna çekiliyordu, pasifize oluyordu. Ya da birşey üretmediğini gören kişilerde hızla depresiflik baş gösteriyordu. Birşey üretmelisin ve bu maaş karşılığı yaptığın şey olmamalı. Çok daha ötesi mümkün! Mesela ben işim sayesinde üretiyorum; ama müşterilerimin bana ödediği para ve diğer getiriler üretimimin sadece bir çıktısı oluyor. Ama aşık olduğum işi yapamasaydım, mesela tüm iletişim kanallarıma yasak gelseydi, üretim yollarım kapatılsaydı bir sebeple; muhtemelen olduğum yerde üretime devam ederdim. Yazardım, çizerdim, karıştırırdım, ev aletlerimi tamir ederdim, elektrik su tesisatımı yenilerdim, mobilyalarımı iç dünyamı ferahlatacak şekilde dekore ederdim, komşularımın sıkıntılarına yardım ederdim, yoldaki yaşlı teyzenin alışveriş poşetini taşırdım… Bunların hepsini bugün de yapıyorum ama şükür ki aşık olduğum ve üretebildiğim bir işim var. Senin de olmalı! Olamıyorsa işini değiştirmeyi düşünebilirsin ya da işini sevmenin yolunu bulabilirsin.

* Evet, varlığından memnun olmadığın şeyleri değiştir ya da memnun olabileceğin bir bakış açısı sorgula! Üniversiteyi yaşam amacıma hizmet etmiyor diye bırakmıştım, ama 1 dönem sonra yaşam amacıma (dolaylı) hizmet ettiği için devam ettim. Çünkü diplomamı işim için kullanmayacağımı görüp zaman kaybetmek istemeden bırakmıştım ama sonrasında okulu bıraktığımı haddinden fazla sorgulayan muhataplarıma kendimi gösterme ve haliyle üretme fırsatı bulamıyordum, ayak bağı olmuştu bu durum ve dönüp dosyayı kapattım. Bugün olsaydı belki başka bir yol bulurdum, ama şikayet edeceğine çözüm bulmak daha işlevsel! Üstelik bu kaypaklık değil, dün tükürdüğünü bugün yalamak değil; su gibi akabilmek!

Ve bu önerileri uygularken arada aynada gözlerinin içine, gözlerinin ardına bakarak, çok değil 2-3 dakika olsun bakarak aynadaki sen ile birlikte gülümseyebilirsin!

Az önce bahsettiğim kardeşimizin emeğine saygı duymakla birlikte ruhunu kata kata çalan kişiden dinlemeye ne dersin?

 

About Mustafa Emin Palaz

At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçıcısı, kriz çözücü ve insan :) Tipik bir Y kuşağıyım. Örgütsel psikolojiden biyolojiye, sosyolojiden inovasyon süreçlerine kadar farklı konularda çalışmalarım oldu. Hobilerim zihin geliştirme çalışmaları, nefes uygulamaları, felsefe, didgeridoo, iaido, fizik, sosyoloji, ekonomi üzerine. Kitap çalışmalarım 2500 yıllık savaş stratejilerini revize ederek Sulh Stratejisi ve Karar 101 isimli karar almakta zorlananlara yardımcı bir e-kitap. Ödül Hukuku adında, hukuk felsefesine 180 derece farklı yaklaştığım bir kitap daha var, ama henüz bitiremedim. Süleyman ve Şems de başlıca rol modellerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir