Ciro için küçük, ama insanlık için kocaman bir fincandı içtiğim kahve

Ciro için küçük, ama insanlık için kocaman bir fincandı içtiğim kahve.
Dün Türkiye’nin en ünlü lüks kafe restoran zincirlerinden birinin insan kaynakları yöneticisiyle beraberdim.
Buluştuk, sohbetimiz gayet güzeldi, arada işe de geldi muhabbet.
Yıllar önce garsonluk yaptığım için, kafelerde sıradan bir müşteri gibi değilimdir pek ruh olarak.
Hem daha kibarımdır, sanırım halden anladığım için hem de daha zor beğenirim hizmeti, vaktiyle yaptığım için.
Geçenlerde de bir PR yöneticisi dostum, benden müşterisi olan restoranda çalışan verimliliği için hizmet talep ettiğinde de garson eğitimindense şeflerle ilgilendiğim bir proje tasarlamıştım.
Bunu falan konuştuk, neden öyle baktığımı vs…
Sonra?
Bugün de şehirdışından bir arkadaşımla buluştuk ve mekan o kafelerden birisiydi.
Aradım selam verdim bu bahaneyle.
Yarım saat sonra etrafımızda dolanan garson geldi, “Mustafa Bey, size nasıl bir kahve ikram edelim?” diye sordu.
Şaşırdım, kahve istiyordum, tamam ama onu çağırmadım, adımı nereden biliyor peki?
Çok düşünmeye gerek yok, arkadaşım hangi şubede olduğumu sormuştu zaten muhabbet arasında. Şube müdürünü aramış ve jest gerçekleşmiş.
Daha önce olmamıştı sanırım böyle bir şey, ama sanırım hayatımda içtiğim en sevimli kahveydi.
Şu kırk yıl hatrı gitmeyen kahveler sanırım böyle oluyor.
Her şeyi birbiriyle iliştirmeyi seven ben, sonra da düşündüm; acaba hayat da böyle jestler yapıyor mu?
Sana “benim için özelsin” mesajını veriyor mu zaman zaman?
Yazın en lezzetli frappe’leri sunduğunu fark edebiliyor muyuz ya da kışın “Al Mustafacım, bu sahlep sadece ve sadece senin için” diye kokan sahleplerini algılayabiliyor muyuz?
Yaşamımızdaki jestleri, şanslılıklarımızı ve mutluluk tohumlarımızı fark edebiliyor, yakalayabiliyor muyuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir