Gülümse(t)

Bazen bir kağıt parçasının üzerinde yazanlardır günü şekillendiren, bazen bir gülümseme günü güzelleştirendir. Bazen bir selam tüm gidişatı değiştirir, bazen bir özür tüm kapıları açar.

Boğaz vapurundaydım, iki yetişkin kadının kavgasına tanık oldum. Gayet gürültülü, ama şen şakrak şekilde (dolayısıyla gayet şen şakrak ama gürültülü de diyebiliriz) oturaklarda zıplayan, oynayan çocukların annesine bir kadın laf etti. Anne ise varlığına, var oluşuna, en temel hayati ve ilahi değerlerine hakaret edilmişcesine savunmaya geçti.

Elindeki kağıtları sağa sola sallayarak konuşurken havayı döven şikayetçi kadın saygısızlık, çocukların eğitilmemişliği vs konularında veryansın ediyordu, oysa çocuktu bunlar, bu gürültüye ben de maruz kalıyordum ve gülümseyerek izliyordum. En fazla en fazla 25 dakika sürebilirdi bu hengame, çünkü toplam yolculuk bu kadar.

Ama diğer taraftan anne de anlayış gösterebilirdi tüm saygısızlıklara rağmen.

Olmadı. Ne çocuklar sustu ne anne ve diğer kadın sustular. Hakaret ve saygısızlıklar da, şikayetçi kadının elindeki kağıtlar gibi havada savruldular, çocuklar da hiç bir şey olmamışcasına oynamaya devam ettiler tüm gürültüleriyle ve tüm şen şakraklıklarıyla.

Oysa kendimize sunulmasını istediğimiz alanı başkasına verebilmeliyiz! Çocuklar gerçekten yüksek ses çıkarıyordu ve hiç uyarılmadıkları için bunu normal de karşılıyorlardı. Öyle ki onlar üzerinden tartışma çıkmasına rağmen hiç bir değişiklik yaşamamışlardı. Ayrıca belki o şikayetçi kadın belki sorunlu bir kariyer gündemi var (öğretmendi sanırım, ellerindeki kağıtlara not veriyor gibiydi). Belki hayatında anlayış gerektiren başka sıkıntılar yaşıyor olabilir, belki de sadece çocuklara tahammül edemeyen bir gıcık. Her şekilde pervasızlık ve saygısızlık değil, duyulmaya ihtiyacı var.

Belki de buradaki kilit ihtiyaçtır bu ‘duyulma’. Aklında olsun, aile içi tekrar eden tartışmaların da altındaki temel ihtiyaç budur aslında, duyulma. Dolayısıyla duyduğundan emin olmanı öneririm. Ama ailevi konular kırmızı çizgilerle dolu, şimdi girmek istemiyorum.

Motoruyla kendi halinde seyir eden bir dostum, yan yoldan kontrolsüzce çıkan bir arabaya çarpmak üzereymiş, fren sistemi kurtarmış, ‘motorun burnu arabanın kapısına değdiğinde durdum’ demişti. Arabadaki adam ise söylenmeye başlamış, böyle mi kullanılır vs. ‘Sen şimdi özür dilerim, görmedim, dalgındım, yola çıkıverdim diyeceksin, ben de olur böyle abi, hepimiz insanız, daha dikkatli olalım diyeceğim, kazasız belasız yollarımıza devam edeceğiz’ demiş. Kavga çıkmadan, karşılıklı anlayışla devam etmişler.

‘Yumuşak düşün, yumuşak konuş, yumuşak yaşa!’

Yolda yürürken gördüğüm her temizlik görevlisi amcaya kolay gelsin derim, motor sürerken yavaş seyrediyorsam bile yaparım.  Ama birinden bahsetmek istiyorum. Yaya şekilde yürüyordum hızla, bir amca da yerleri süpürüyor, yine dedim kolay gelsin diye. Durdu, bana baktı, gülümseyerek ‘eyvallah, Allah razı olsun yeğenim’ dedi. Keyiflendiği okunuyordu, ama ben daha da keyiflenmiştim. Sanırım birbirimize dokunmuştuk.

Selam diyerek geçiyoruz, ama uzun, upuzun bir cümlenin özeti değil mi? ‘Selam olsun yaradılana, selam olsun yaradana ve rızasına!’ O da bu rızanın kabul olmasını diledi ve çok tatlı hislerle dolu devam etmişti günüm.

‘Gülümseyerek verilen bir selam, kalbe iyi gelir!’

En kıymetli hediyedir sanırım birini gülümsetebilmek.

Türlü esprilerle güldürenlere de selam, ama sadece varlığıyla bile güldürebilenlere daha çok selam olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir