Dijital-İK Zirvesi’nden Aklımdakiler -1

Hizmetlerimden birinin adı HERO. İngilizce’deki anlamı kahraman. HR (İnsan Kaynakları) ve EO (virüslere karşı kandaki bir akyuvar türü) harflerinden türettim. Bendeki karşılığı ise Human Reconstruction for Enthusiastic Organizations (Heyecanlı şirketler için İnsanî Yeniden Yapılanma).

Şirketlerin felsefesinin, manifestosunun belirginleştirilerek özümsenmesi ve çalışanların buna uyumlanması. Özetle bu. Merak edersen kurumsal web sitemden bilgi alabilirsin, merak ettiğini de sor lütfen.

İster istemez İK süreçleriyle yakınlaşıyorum. Dijital dünyada da aktifim. Dijital İK Zirvesi’ne katılmamak olmazdı.

İkinci yarısında katılabildim ve bazı düşünceleri, alıntıları paylaşacağım.

İşveren Markası yıllardır konuştuğumuz ama ülkemizde hem pek bilinmeyen hem de bilenlerin çok uygulayamadığı bir terim (Employer Brand). Dijital İK Zirvesi’nin odaklandığı tema da işveren markasıydı.

googlelogo30agustosEn çok çalışmak istenen kurumların başında gelen Google’dan Türkiye Pazarlama Müdürü Özgür Kirazcı konuşmacıydı. Personel yapılarından bahsetti, ama daha ziyade çalışanlarına nasıl bir perspektiften baktıklarını bahsetti diyelim.

İşte bazı spotlar:

“En iyi olmayı beklerken hızdan feragat ediyorsun.” Uygun olanı tasarlayıp uygula, mükemmeli bekleme. Hem atalarımız dememiş mi kervanı yolda düzersin diye?

“Doğru ofis ortamını bulabilmek için her yerden, kafelerden bile gelen verileri değerlendiriyoruz.” Çalışma ortamına bu yazının devamında değineceğim tabi. Ayrıca şu eski yazıma da bakmanı öneririm. Bizzat yağlı yaka (en alt tabaka işçi, amirliği bile yok) birisiyle yaptığım sohbetin meyveleri.

“Özgürlüğü, açıklığı şirketiniz çalışanına hissettirmezse, uygulama görülemez.” Bu özellikle çok fazla üzerinde durduğum bir konu. Birçok firma reorganizasyon istediğinde değerlerini soruyorum. Web sitemizde/ kataloğumuzda var diyorlar. Orada yazıp da yüreğinizde yazmadığı için bu sorunları yaşıyorsunuz diyorum. Firmanın değerlerine ne derece hakimsin, bak derim.

Şu soruyu çalışanlarına sorsan nasıl cevap alırsın? Etki yaratabilmek için mi benimlesin, yoksa sadece para kazanmak için mi? Bu soruyu çalışansan, o minvalden ele al. Bu konuda daha önce yazmış olmalıyım, kaba bir özet geçeyim. Bir dostum ultra büyük bir firmada üretim müdürü olarak çalışıyordu. Sorumlusu olduğu makinelerin değişimine karar verilmiş. Arkadaş da yöneticilerinden gelen makine tercihi yerine daha az maliyetli ve daha çok kapasiteli bir değişim kombinasyonu tasarlamış. “Sana verilen emri uygula, bu karara karışma” şeklinde cevap almış. O süreçte de istifasını vermiş. Şimdi çok prestijli bir otomotiv firmasında yine orta düzey yönetimde. Maaş seviyesi eski firmasına göre biraz daha düşük, ancak o markanın son yıllardaki tüm arabalarında içeriğe o karar veriyor. “Etkiyi burada yaratıyorum Mustafa” demişti. Zaman zaman değineceğim yine bu konuya.

Özgür Kirazcı’ya dönelim. İşten ayrılanlar olsun, hali hazırda milyoner olan eski yöneticiler olsun, birçok kişinin yine Google’a döndüğünü, çünkü onlarla yapılan görüşmelerde Google çatısında etki doğurabildiklerini söylüyor. Gerçi Google’dan hem de İrlanda Google’dan istifa eden dostum da istifasından çok memnun ve Türkiye’den geri dönmeyi düşünmüyor ancak benimki bir istisna olsa gerek.

Etki yaratacak çalışan ya da etki yaratılabilecek iş ortamı konusunda karamsar olma.

Eski müşterilerimden, gurur kaynaklarımdan birinin personelden yana sıkıntısı vardı. İlgili departmanla görüştüğümde sormuştum birine. Hayalin şu ama firmanın öyle bir sektörde öyle bir icraat planları yok, tahmin ediyorsundur. Seni tutan ne? Verdiği cevap: “Hayalime ulaşacağım, ama önce patronumun hayaline ulaşmasına yardımcı olmalıyım. Bu süreçte öğrendiklerim de benim kendi hayalime yarayacak.”

Bu muhabbet Türkiye’de bir KOBİ’de yönetici dahi olmayan bir personelle oldu. Kendi şirketinde de sana ve hayallerine koltuk çıkacak çalışanların olabilir. Aynı şekilde sen de kendi hayalini şirketinin hayaliyle ortaya çıkarabilirsin. Hayal ve etki meselesine daha sonra yine değinirim.

Sadece şunu paylaşıp devam edeyim. Çalışanında böyle bir etki yaratma iştahı hissediyorsan, patron olarak işin büyüğü sana düşüyor. Şirketinde etki yaratarak çalışabilmek istiyorsan, çalışan olarak işin büyüğü de sana düşüyor. Öyle de böyle de isteğinin sorumluluğunu al.

Özgür Kirazcı ile devam edelim.

“Çalışanları yeni fikirler üretmeye yönlendirebilirseniz fikirler akar.” Bu da inovasyon, çözüm, yenilik veya ne istiyorsan onu getirir. Google nasıl uygulamış peki? Herkesin fikirlerini paylaştığı duvarlar var ve herkese herşeyi yazmak serbest.

Mesainin %20sini kişisel değerlendirebiliyorlarmış, bunu da göz ardı etmeyelim.

Anlattığına göre bir gün ekiplerden biri kendi çalışmalarını bırakmış ve duvardaki yarım kalmış, çözülemeyen bir algoritmaya bakmışlar ve onu çözmüşler. Yeni bir girişim doğmuş. Fikirlerin serbestliği, çözüme de kolaylık getiriyor.

Sadece Google’da mı olur bu?

Bir gün müşteri firmamın iş geliştirme departmanıyla çalışıyoruz bir sorunları üzerine. Ekip çalışması yürütüyorduk ve o an ufak bir ilham geldi, bir fikir paylaştım. İş geliştirme müdürü çok beğendi. O sırada masadaki uzmanlardan biri benim attığım fikirle ilgili daha önce mail yolladığını söyledi. Müdür ise haberim yok dedi. İkisinin beden dilinden o konuya bakmam gerektiğini fark ettim. Kahve molası verdik ve usulca uzmanın yanına sokuldum. Başka fikirlerin de var galiba dedim. Bir sürü yaklaşım tasarladığı, bunların neredeyse hepsini paylaştığını, hiçbirinin dikkate alınmadığını söyledi. Hemen yazıcıdan çıktı aldırdım, hızlıca okudum ve toplantıda bazılarını değerlendirdim.

Fikirler güzeldi, etkindi, etkiliydi. İş geliştirme müdürü ne dediysem hepsini çok beğendi. Ben de tebrikleri aldım ve uzman arkadaşa havale ettim. Bunların hepsi aslında onun fikirleri diye. Adam şaşırdı, e çocuk neden söylememişti?

Ev danasından öküz olmaz derler. En yakınımızdakilerin fikirleri pek dikkate almayız. Fikirlerin akmadığı ortamda da can bulması, icra olması mümkün mü?

Ben de az önceki rolümle çalışanı görebilmesini, gerçek anlamda görebilmesini sağladım, o kadar. Bu da cirolarına yansıdı dönem sonunda. İlla milyarlarca dolarlık bir firma olmana gerek yok, çalışanlarına kulak ver yeter. Tabi aynı şekilde çalışan da kulak verilmiyor diye küsmek yerine fikirlerine sahip çıkmayı, farklı açılardan ifade etmeyi deneyebilir.

Özgür Kirazcı “Büyük fikirleri küçük gruplarda test ediyoruz, sonra büyük etkiler doğuruyoruz” dedi.

Bir fikri büyük yapan, ona inanlar değil mi? Bir fikre ilk inanan da fikrin sahibi sanırım. Kulağına su kaçtı umarım.

Yaptım oldu diyerek Google olunmuyormuş neticede.

Tabi etki demişken Google Algısı’ndan bahsetti Özgür Bey. Google ile özdeşleşen algıdan. Eski bir yazım geldi aklıma Google Algısı diye. Buraya tıklayarak okumanı öneririm.

Vizyon-misyonla bitirelim mi?

Her işin başını en sona koyuyorum. Bir şirket kuralım, reklamcılık falan değişsin denerek kurulmamış Google. Rahatça erişilebilecek bir arşiv kurulması istenmiş, o kadar. Süslü püslü ve havada kalan vizyon cümleleri kuranlara gelsin.

Misyon ne durumda peki?

“İnternet bir insan hakkıdır, herkese internet kullanım hakkı sağlamak için çalışıyoruz” dedi. Nokta!

Nasıl bir yarın istediğini bilmezsen, sade ve özünden gelen; ne sen ne ekibin kimse oraya yaklaşamaz. Tutkunu işine yansıttığında ise “abi şöyle bir şey yapalım” cümleleri seni devleştirebiliyor.

Google Türkiye Pazarlama Müdürü Özgür Kirazcı’nın konuşmasından o kadar etkilenmişim ki bu blog böyle kalsın, olur mu?

Devamını buraya tıklayarak okuyabilirsin.

mutlu çalışanlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir