Çocuğunuz Her Haliyle Kabul Edilebilir Mi?

Geçtiğimiz günlerde bir etkinlikteydim, Güler Pınarbaşı’yı dinledim. Hipnoz terapisi üzerine, kendisiyle bir deneyimimi blogumda paylaşmıştım. (http://mustep.blogspot.com/2012/05/hipnoza-yatannz-oldu-mu.html)
Bu etkinlikte ise kısa bir çalışma sayesinde para ile ilk tanışmamızı gösterdi ve bizde oluşan mesajları gözlememize yardımcı oldu.
Etkinlik, yoğunluk sebebiyle çok kısaydı, ancak Güler “Para Sevgidir” seminerlerinde para ile tanışmamızı daha etkili yapıyor ve akabinde bunu sevgiyle buluşturmamıza yardımcı oluyor. Onu takip etmenizi öneririm.
Ben de daha önceden gördüğüm bir mesajı tazelemiş oldum bugünde.
Çocuktum, daha 3-4 yaşlarındaydım. Bir oyuncak kamyon beğenmiştik kardeşimle, büyüktü ve pahalıymış, babam öyle demişti. Kolay olmamış ve “harçlıklarınızı biriktirmelisiniz” demişti.
Babam yoktan var edebilen birisi olarak tanınırdı ve çok zor şartlardan gelmiş, çocuk yaşlarda eli ekmek tutmaya başlamıştı. Sanırım bu becerisini de çocuklarına aktarmak istedi bir şekilde…
Kardeşimle şu an hatırlamadığımız bir süre boyunca harçlıklarımızı biriktiriyorduk. Evi topladıkça harçlık kazanıyorduk, uslu durdukça harçlık kazanıyorduk vs… Ne kadar zorlansak ve sabretmek zorunda kalsak da biriktirdik bir para ve kamyonumuza kavuşmuştuk.
Mesajı almışım: para kolay kazanılmaz. Parayı kazanmak için çok çalışmalıyım.
O kamyonu komşunun oğlu kırmıştı. Birlikte oynuyorduk ve bir gün üzerine çıktı, büyük bir çocuktu zaten, kamyon da kırılmıştı. Buradan çıkan mesaj ise; “sen ne kadar çalışırsan çalış, başkaları senin işini rahatça bozabilir.”

Komiktir ama iki mesaj da hayatımda hep kendini gösterirdi. Hem biraz kazanmak için çok çalışmak zorunda kaldım hem de benim ortaya koyduğum birçok iş, başkaları tarafından heba edilebiliyordu.
Bir gün bu “başkaları”nı yönetmeyi becerdim ve artık bozan yok, karışan yok.
Hala çok çalışıyorum, ama bundan zevk alıyorum. Çünkü beni tanıyanlar bilir; işime aşığım. Yine de bir ihtimal daha var; bu aşkı daha az çalışarak da yaşayabilirim belki, ama o bakış açısında değilim.
Gördüğünüz gibi, babam “daha iyisi olsun benim oğullarım” dedi ve bu müdahaleler düşündüğünden farklı sonuçlar verdi.

Bir dostumu dinliyordum, oğlundan bahsederken sık sık “onun iyiliği için” diyordu. Bazı şeyleri sorgularken ise “aman oğlum daha iyisi olsun, tek derdim bu” diye bitiyordu cümleleri.
Bir baba değilim, dolayısıyla hariçten gazel okuyor olabilirim. Ama bir oğulum ve gözlemci bir insanım.
Çocuklarınızın hep daha iyi olmasını istediğinizde daha iyi karnelerle, daha uyumlu çocuklarla, daha az okul şikayetleriyle karşılaşırsınız.
Peki ya hayat?

“Çocuğumu sultanlar gibi büyüttüm ben” diyen bir annenin annezedesini tanıyorum. 31 yaşında ve yumurta kırmayı bile bilmiyor. Ciddiyim! Bir kez yumurta kırmayı denemiş, kabuk düşmüş, annesi de “çekil de ben yapayım kuzuma” demiş. Ne iş yapıyordu bu arkadaş biliyor musunuz? Hiçbir şey! Çünkü hiçbir şey yapmamış ki hayatın başka kulvarlarında…
Bir dostum var, çok büyük kurumlarda güzel pozisyonlar almış ve bir süredir yeni bir iş bakıyor. Çünkü dünya devi bir firmaya girmesi lazım! Neden? Annesi onu kabul etmeyecek.
Google’a girdim demek zorunda, “Yemeksepeti’nde şu oldum” dese bile kurtarmaz.
Annesine kendini ispat süreci, değersizlik duygusuna boğuyor ve ağladıkça ağlıyor. Okul hayatında ise “ülke sekizincisi oldum” dese, sınıf arkadaşı Cansu yedinci ise; vay haline!
Anne de haklı! “Benim kızım daha iyisi olsun” diyor sadece!
Proje çocuk kavramı geldi aklıma.
Küçücük yaşlarda bir dünya eğitime sokulup, daha liseye bile başlamamışken kariyeri planlanmıştır.
Daha 2 yaşındaki çocuğuna matematik öğretmeni arayan da gördüm, liseye yeni başlayan kızı için Etiler’de ev alan ebeveyn de. Çünkü kızı 3 yıl sonra Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanacak, kazanmak zorunda! Evi okuluna yakın olsun diye öyle ev almış.
Biliyor musunuz, babam beni kabul etmiyordu. Çocuk yaşlarda başlayan iş deneyimim, İngilizce ve ileri matematik becerisi, iyi bir iletişim kabiliyeti, üst düzey bilgisayar deneyimi…
Güzel firmalarda danışman olacaktım, SSK yatacaktı, düzenli bir hayatım olacaktı. Sorulduğunda “şu firmada şu kişiyim” diyebilecektim.
Ağzını açmıyor ama kelime aralarındanbu okunabiliyor. Ha illa danışmanlık da şart değil, KPSS var, cayır cayır herkes giriyor bir yerlere; benim neyim eksik!
İlla kendi işimi yapacaksam, çocukluk merakım borsa danışmanlığı, onu yapayım bari. Ben de bir finans danışmanlık şirketi kurabilirim veya bilişim çözümleri falan…
Ama “oğlunuz ne iş yapıyor” diyen komşuya “hık mık, kem küm… Psikolojik bir şeyler yapıyor, biz de bilmiyoruz” demişti.
Daha yeni yeni, 5 senenin sonunda kabullendi beni. O da tvlere çıktığımdan mıdır (ki uydu kanallarında çıktım sadece) birçok dergide makalem yayınlandığından mıdır (hiç birini okuduğunu sanmıyorum, bilmiyordur) yoksa birçok üst yöneticinin kapıda karşıladığı birisi olduğumdan mıdır (bunu da bildiğini sanmıyorum, anlatılmaz böyle bir şey) artık işimi, gücümü kabullendi baya baya (halâ tam değil). Tabi esas kabul sürecine aşağıda değineceğim.

Şimdi size iki mesaj:

Eğer böylesi bir ebeveynseniz, bir hayata müdahale ediyorsunuz ve çocuğunuzun, onun O olmasını engelliyorsunuz.

Eğer böyle yetiştirilen bir evlatsanız, durun ve kendinizin farkında olun!
Size biçilen kariyeri/kaderi yaşamak zorunda olmadığınız gibi, bilakis kendi hayatınızı kendiniz şekillendirmek zorundasınız!
Eğer benim gibi abidik gubidik (babam böyle tanımlıyordu), ifadesi zor işler yapıyor veya öyle de böyle de aileniz tarafından kabul görmüyorsanız, önce kendiniz kendinizden emin olun.
Babam ben kendimi ona ispat çabasını bırakınca beni anlamaya başlamıştı.
Yaptığınız ya da yapmayı hedeflediğiniz işi, uğraşı önce kendiniz kabul edin, özümseyin. Dirençle karşılaşıyorsanız, sizin kendinizde bir kabulsüzlük söz konusu olabilir. Külahınızı önünüze alın!
“Aman çocuğum daha iyisi olsun” düşüncesinden sıyrılmak ümidiyle.
Çocuklar her haliyle iyi!